14 MART : TIP BAYRAMI

Ben Doktor Aynur. Ben Doktor Edip. Ben Fikret, Ersin, Ali ve nicesi. İsmimin ve doğduğum yılın önemi yok. Türkiye’de doğdum, doğduğum ülkede hekim olarak hizmet ettim. Hayatını kurtarmaya çalıştığım insanlar tarafından görev başında katledildim. Üstelik, kanım da yerde kaldı. En kutsal meslek diye seçtiğim tıbbın bir gün sonum olacağını düşünmemiştim.

Yorucu saatler boyu yoğun iş yükü altında elimden gelenin en iyisiyle çalıştığım o masaya düştü başım. Her beş dakikada bir içeri giren ve bu kadarcık sürede şikayetlerini sorgulayıp, tanı koyup tedavisini vermem beklenen hastalarımdan biri tarafından alındı canım. Halbuki bize öğretilen ilk kural ‘ Önce zarar verme! ‘ idi, ben zarar vermedim ama hastalar ve hasta yakınları Hipokrat yemini etmezlermiş, sonradan öğrendim.

Bıçakla saldırıldı, silahla ateş edildi, boğazım kesildi, darp edildim, hastanelik oldum. İstediği ilacı yazmadım diye, saatler süren yoğun ameliyat sonrası aldıkları haberi beğenmedikleri için, sanki insanların canını alma ve onlara can verme gücüm varmışçasına hayatını kaybeden hastamın bedelini canımla ödedim. Katillere ve cinayete kalkışanlara hak ettikleri ceza verilmedi, verildiyse bile beş sene sonraki afla serbest bırakılıp neredeyse yakalarına madalya takıldı.

Ama doktorların maaşı da çok yüksek öyle değil mi, bu kadarına da katlanmamız gerekir. Her gün televizyonlarda yapılan açıklamalarla saygısızlaştırılan, değersizleştirilen bu mesleğin erbabına çok bile, öyle değil mi? Tüm dünyayı eve hapseden ölümcül bir salgın karşısında, en ön cephede ve hayatını ikinci plana atarak koşan bizler, aylarca izin bile kullanamayan, ailemize risk taşımayalım diye evimizde uyuyamadığımız, evladımıza, eşimize sarılamadığımız günlerden geçsek bile iyileşen bir hastanın mutluluğuyla avunan bizler hak ettiğimizden daha çok ücret alıp daha iyi koşullarda yaşıyoruz, öyle değil mi?

Kurtuluş Savaşı zamanından beri bağıra bağıra duyurmaya çalıştığımız, haklı savaşımız adına kanımızı akıttığımız, gerçek kılmaya çalıştığımız sadece bir şey var: Yaşamak istiyoruz! İnsanca çalışıp, insanca yaşayıp, insanca ölmek istiyoruz! Alın paranız da şanınız da sizin olsun, biz adalet istiyoruz! En azından diğer meslektaşlarımızın da sonu bizim gibi olmasın istiyoruz!

Ama karanlıktan bir fısıltı gibi yükseliyor: Olsun! Her şiddet haberinin sayfası aynı sözle çevriliyor: Başı sağ olsun, geçmiş olsun, bu da geçer, kendi hatasıdır, olur o kadar, olsun! Böyle yürek yakan değil, sevgi dolu, umut dolu, iyilik dolu haberleri okuduğumuz ve geleceğe neşeyle yürüdüğümüz günlerin adına; sevgili hekimler ve hekim adayları, 14 Mart tıp bayramımız kutlu olsun!