9 Kere Leyla Film İncelemesi

9 KERE LEYLA – FİLM İNCELEMESİ
Başrollerini Haluk Bilginer, Demet Akbağ ve Elçin Sangu gibi isimlerin paylaştığı, yönetmen koltuğunda “Neredesin Firuze?, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü ?” gibi kült filmlere imza atmış Ezel Akay’ın oturduğu bir komedi filmi çekileceğini söylesem ilk tepkiniz ne olurdu? Sanıyorum çoğunuz benim gibi merak ve heyecan içinde filmin ne zaman gösterime gireceğini sorardınız. Film, sinema için çekilmiş olmasına rağmen pandemi şartlarından ötürü vizyon tarihini daha fazla ertelemek yerine filmi Netflix’te yayınlama kararı almışlar. Beklentim bu denli yüksek olduğundan mı bilmiyorum ama filmi izledikten sonra ilk tepkim “sormaz olsaydım!” oldu.

 

Zorlama ters köşeler
Filmin konusu kabaca, karısını evlilik terapisti Nergis (Elçin Sangu) ile aldatan Adem’in (Haluk Bilginer) bir türlü boşanamadığı karısı Leyla’yı (Demet Akbağ) öldürmeye çalışıp, filmin isminden de anlaşılacağı üzere 9 kere deneyip başarısız olmasını anlatıyor diyebiliriz. Ancak yönetmenin kendi tabiriyle filmin sürprizi Demet Akbağ’ın canlandırdığı Leyla karakterinin ölümsüz olması olarak sunuluyor. İlk sahnede atılan Adem ve Lilith tiradını başta Elçin Sangu’nun sesinden, sonda da Demet Akbağ’ın sesinden vererek yönetmen zorlama bir ters köşeyle bizi etkilemeye çalışıyor.

Uzaktan bakıldığında konu üstüne düşünürsek eğlenceli şeyler ortaya çıkabileceğini söylemek mümkün. Fakat konu öylesine kötü işlenmiş ki sırf bitirmiş olmak ve bu yazıyı yazabilmek için katlandım.
Adem karakteri bir çocukluk travması sonucu ölü birini gördüğünde bayılıyor ve her bayılışta Adem’in zihnindeki kişilik bölünmelerine, danslarına ve söylediği şarkılara maruz kalıyoruz. Böyle havalı söylediğime bakmayın esasen bir sürü Haluk Bilginer yeşil perde önünde şarkı söyleyip tuhaf dans figürleri sergiliyor. Adem karısını öldürmeyi her denediğinde düşüp bayılıyor ve her denemede tıbbi bilgisi yetersiz olan iki paramedic gelip olaya müdahalede bulunuyor. Paramediclerin yetersiz bilgisi üzerinden bir komedi çıkarma çabasıyla da film izleyiciyi bir hayli yoruyor. Adem karakteri bir yandan karısını öldürmeye çalışırken diğer yandan da filmde tek beğendiğim karakter olan Mahdum (Fırat Tanış) ile uğraşıyor. Mahdum karakterinin illegal işleri ve kendine özgü tavırları bu karakteri başka bir film içinde daha detaylı izleme isteği uyandırıyor. Fakat burada Mahdum, soyundan geldiğine inandığı efsanevi karakter Lilith’in yazıtlarını ele geçirmek için çeşitli yöntemlerle Adem’e sorun çıkarıyor ve yazıtları çalmaya çalışıyor. Bu çalışması da bizi ikinci sınıf komedi filmlerinde görmeye alışık olduğumuz, herkesin öldüğü sona sürüklüyor.

Kaş yaparken göz çıkarmak
Filmdeki tüm yan karakterler birbirini öldürürken hayatta kalan Leyla ve Nergis cesetlerin ortasında karşılıklı oturup geçmişten günümüze kadın-erkek ilişkilerinin kritiğini yapıyor. Sanki film sadece bir mesaj vermek üzerine kurulmuş ondan önceki sahneler rastgele yazılmış havası varken, uzunca bir konuşmanın ardından son olarak Leyla ve Nergis de cesetlerin arasında karşılıklı göbek atmaya başlayınca insan ister istemez “ne izledim ben?” diye sorgulamaya başlıyor. Sanki o kadar insan bir araya gelip dev bir kamu spotu çekmeye çalışmışlar, onu da yüzlerine gözlerine bulaştırmışlar hissiyatı filmin sonunda karşımıza çıkıyor.
Her şeye rağmen filmin kadın-erkek eşitliği fikrinden yola çıkılarak yapılmış olmasına tam sevinecekken bu sefer de kaş yaparken göz çıkardıklarını görüyoruz. Filmin sonunda Lilith’in tiradı, erkek olmayı doğuştan gelen bir hastalık olarak nitelerken, cinayet işlemenin erkeklik içgüdüsünde var olan bir dürtü olduğu fikrini ortaya atıyor.

Ayrımcılığı eleştirirken ayrımcılık yapan film, eşitlik düşüncesini öne çıkaracağı yerde finalini erkekleri aşağılayan bir tiradla yapıyor. Benzer bir hezimet duygusunu Onur Ünlü’nün yeniden uyarladığı Cingöz Recai filmini izledikten sonra da yaşamıştım. İki filmden de çıkardığım ortak ders; ekibinde en iyi oyuncular ve iyi bir yönetmen olsa dahi beklentini olabildiğince düşük tut!