Aforizmal Yansımalar

Göğün rengi her gün aynı değil. Mutfakta kavrulan soğanın kokusu da… Annenizin sesi, kardeşinizin siniri, arkadaşınızın kahkahası… Hiçbiri, bir gün öncekiyle aynı değil.

Eskiler “Suyun tadı olmaz!” derlerdi. Şişelenmiş suların bile tadını alır olduk. Her şeyi öyle bozduk ki! Neyin bozuk olduğunun dayanılmaz bilinciyle yaşamaya kendimizi de mahkûm ettik.

Sigmund Freud

İnsan kendi fikirlerini yaratmaz, insanın fikirleri onu yaratır.” der Sigmund Freud. Eski fikirler boğuyor artık çağımızı. Eski fikirlerin küflü yaklaşımı kangren ediyor insanlığı. Yepyeni fikirlerle, yepyeni bir insan ve yepyeni bir insanlık hayali can buluyor zihnimde. Lakin nafile! Düşünmek bile yasak yeni düzende.

Andre Gide

Gerçeği arayanlara inanın, bulanlardan da şüphe edin.” diyor Andre Gide. Her şeyin “doğrusu bulunmuş bir zaman dilimi“nin içine doğduk biz. Yasalar, kurallar, örfler, el âlem… Eğitimler, öğretimler, müfredatlar, programlar, politikalar… Her şey biz doğmadan evvel belirlenmişti işte! Ne yaparsak nafile! Aradığımız gerçeğin bile “gerçek” olmadığına inandırdılar bizi. Onlar her şeyin doğrusunu biliyordu nihayetinde!

Giordano Bruno

Boşuna ölüme yürümedi Giordano Bruno. Hem de diri diri yanmaya… “Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı…” İnandığımız Tanrı’yı bile “çatık kaşlı” bir zat gibi tanıtlamaları da bu yüzdendi. İnsanoğlu korkmazsa yola gelmezdi. Binlerce yıldır bilgilerini korkutmak için kullanan nice zalim, Tanrı’nın adını kullanıp düşünmemizi bile engelledi.

Carl Gustav Jung

İşte böyle böyle öğrendik, kendimizi Tanrı yerine koyup başkalarını hadsizce yargılayabilmeyi. Bilgimizin kaynağını araştırmadan, bize öğretilen her şeyi doğru belledik. Doğruluğundan emin olmadığımız mesnetsiz hülyalarla insanları dışladık, ayıpladık, ötekileştirdik. “Kimse bir başkasını yargılayabilecek kadar kusursuz değildir ama kendinde bu hakkı görebilecek kadar hadsizdir.” dedi Carl Jung. Gavurdu nihayetinde! Onu da duymazdan geldik.

Octavio Paz

İşte bu yüzden içimize çekildik. Düşündük de söylemedik. Doğruyu gördük de dile getirmedik. Birilerinin namı yürüsün, yürüsün de büyüsün diye biz kendimizi dört duvar arasına hapsettik. Yorulduk. Fiziksel bir yorgunluk değildi jenerasyondaki. Mental bir çöküş… Nice fay hatları kırıldı içimizde de kimselere söyleyemedik. “Hiçbir şey yapmadan da yorulabiliyor insan, düşündükleri ağır geliyor mesela!” diyip Octavio Paz gibi, kendi kabuğumuza çekildik.

Can Yücel

Sonra ne mi oldu? Hiçbir şey…

Can Yücel’in dediği gibi, “Kursak diye bir yer var. Heveslerim, hayallerim, sevdiklerim… Hepsi orada…”

Her şey kursağımızda kaldı. Çocukluğumuz, gençliğimiz… Derken ömrümüz… Hepsi, istisnasız hepsi kursağımızda kaldı. Birileri her şeyin “doğrusunu” bildiğini iddia ettiğinden beri bırakın doğru yapmayı, yanlış yapma özgürlüğümüz bile elimizden alındı.

Son bakış ve son cümle Füruğ Ferruhzad’dan:

Füruğ Ferruhzad

Ben yüreğini yitirmiş bu zamandan korkuyorum.”

.

.

.

.