Baykal’da Kar Yağıyor

Baykal’da kar yağıyor

taş taş üstüne

ve bir kadın olanca güzelliğiyle

beyaz gelinliğinde

 

bir karanlık çöküyor üzerime

bir kardan adamın elleri üşüyor

paslı demir parçaları saplıyorlar göğsüme

kan kokuyor gömleğim

biraz daha nüksediyor deliliğim

yarı yolda bırakıyor beni benliğim

çocukların sisi çağıran sesi

atların hiç durmaksızın kişnemesi

sağır ediyor beni

ben gözden kaybedeli çok oldu

insanların umut dediği o şeyi

 

bütün izler silinmiş

yerde kan kırmızısı bir elma

bilemem Adem’in mi yoksa cadının mı

gerçi ne fark eder ikisi de zehirli sonuçta

yeme diyor içimden bir ses

ölümün kucağına yatırır seni

veya yükselir kutlu kattan bir ses

düş aşağıya insanların yurduna

adımını atamayacaksın tekrar buraya

tek bir yasak vardı uyamadın sen ona

oğulların ve kızların bile çekecek senin günahını

saltanatları boyunca kirlenmiş toprakta

kan dökülecek çünkü o toprağa

hem de kardeş kanı

kanların en kırmızısı

 

bir karga yol gösterecek belki

saklamak için insanoğlunun en büyük yanlışını

ama sanma ki yetecek iki karış toprak

Habil’in o heybetli bedenini sığdırmaya

ve konuşacak o zaman ilk günahın sahibi

babasının sözlerini tekrarlayacak oğluna

gitmelisin buradan

bir oğlum öldü bugün

diğerini de ben öldürmeyim

ve yola düşecek elinden kan damlayan

günahının sebebini de, sevdiceğini de alacak yanına

bir yurt kuracak uzaklarda

 

ve şeytan uyanacak uykusundan

ne olduğunu anlayamayacak başta

sonra içten bir kahkaha

kibrini de alıp çıkacak babasının karşısına

ben demiştim sana

o toprak ben ateşim

o çamur ben alevim diye

eğil dedin bana önünde

sözde en değerlindim gözünde

hakaret ettin bana

şimdi tekrar söylüyorum sana

büyüksün amenna

benim tek kusurum kibrimdir

ki sen verdin onu bana

ona cennet verdin ama

bak nasıl da çiğnedi sözünü defalarca

putlar dikecekler yakında

hatta bazısı benim adımda

anla artık

hayvanlardan bile alçak onlar

kabul et işte yanıldığını

yalvarırım tekrardan sana

babalarının günahlarını

ödetme artık oğullarına