Bir başkası benim yerime düşünmüş öyleyse varım!

Bu yazı bir nevi “Beyin düşünme fonksiyonunu göz göre göre nasıl kaybeder, kitleleri etkilemek için kullanılan materyaller her zaman benzer midir? Eğer sorgulamazsam ne olur?” gibi soruların cevaplarını içermektedir. Keyifli okumalar.

İlk olarak size tarikatlardan bahsetmek istiyorum. Tarikat (Cults)  kelimesi Latince de CULTUS’ tan geliyor yani anlamı “ Sürmek veya işlemek.” Eski çağlarda tanrıların rızasını kazanmak için yapılan sunu, adak ve tapınakları tanımlamak için kullanılmış zamanla geleneksel olmayan dinler anlamına gelmiştir. Bir grubu tarikat yapan nedir? Tarikatta olanlar aslında bir tarikatta olduklarını nasıl fark edemiyorlar? Bazı tarikatlar sıradan insanlara çok korkunç şeyleri nasıl yaptırıyorlar?  Roma İmparatorluğu Museviliği bir tarikat olarak görüyordu, bazıları da İslamiyet’in  belli versiyonlarını tarikat olarak tanımlardı. Günümüzde ise çoğu âlim bu olguya “ Yeni Din Hareketi” demeyi tercih ediyor. Daha az radikal ve keskin olan bir söylem. Bu alimler bu yeni hareketi yaymaya çalışırken alt metinde ilk olarak şu fikri aşılamaya çalışıyorlar:

Siz savunmasız kişilersiniz ve sizi sömürmek için değil dış tehditler karşısında hayatta kalmanızı sağlamak için buradayız…”

Tanıdık geldi mi? Acizlikten faydalanmak, aciz ve muhtaç hissettirmek… Yıllardan beri dış tehditlerden korunmanın yolu bir karizmatik otoritenin liderliği altında bir araya gelmek ve sıfırdan yeni bir toplum inşasına yardımcı olmak olmuştur.  Nasıralı İsa  Ortadoğu tarihinin belki de en siyasi ve sosyal açıdan en çalkantılı döneminde yaşamıştır. Bu da bize bir çok şey söyler.

İsa bizim bildiğimiz en az bir düzine Mesih’ten sadece biriydi. Başka dinlerden başka milyonlarca lider vardı. Fakat Dünyayı etkisi altına alan dinlerin henüz görülmediği bazı bölgelerde vardı. Fakat alternatif anlam arayışının o güçlü cazibesi bu bölgenin sonunu getirmeye yetti. Böylelikle ufak bir Amerikan bölgesi olan ve “Yanık Bölge” olarak anılan bu bölgede Mormonluk , Yedinci gün adventizmi ve spiritüalizm doğdu. Yani boşluktan kaynaklanan bir ruh sıkışmasıyla ortaya çıkan üç yeni inanış… Buradan bazı Hintlilere şaşırmamak lazım yani nasıl bir boşluğa düştünüz be kardeşim ineğe kadar…

Bir din boşluğunun olduğu yerde kaçınılmaz olarak siyasal boşluklar da olur. Bunu fırsat bilen liderler kendini tanrı ilan ederler. Alternatif anlam arayışının güçlü cazibesi ile bazen insanlar hatta liderlerin kendisi bu cazibeye başlar. Fakat insan doğasının bir kusuru vardır, idealizmcilik çok kolay bir şekilde otoriterliğe dönüşebilir. Yani sıfırdan ideal bir toplumun inşasına yardım etme düşüncesi insanları manipülasyona açık hale getirir. Bunu çok iyi gözlemleyen ve 60-80 yılları arasında yaşamış modern tarihteki en büyük toplu intiharın ( katliam) yazarı ve yönetmeni olan JİM JONES…. 

Kendine akıl hocası olarak ondan önce yaşamış bir çok tarikat liderini almıştı ama içlerinden en gözdesi vardı ki müritlerinin maddiyatını kullanan Peder Divine idi. Divine’ın kullandığı sosyal adalet albenisini aldı ve önce insanları çekmek ve daha sonra onları manipüle etmek için kullandı. Her narsist sosyopat gibi onun da çocukluğu iyi geçmemişti. Babası alkolikti, annesini hiç tanımamıştı. Hayvanları öldürür onlara cenaze töreni düzenlerdi. Adım adım büyüyen bir tehlikeyi kimse fark etmemişti. Jones büyüdükçe araştırdı, araştırdıkça insanların telkinlerle tarikatlara girebilmesini sağlayabilecek metotları öğrendi daha sonra kendi kilisesini açtı: Peoples Temple.

Burada yardımlaşmak ve dünya barışı üzerine vaazlar veriyor, vaazlar esnasında müritlerinin arasına dikkatlice yerleştirdiği adamlarını müritlerin birbiri ile konuşmasını engellemek için kullanıyordu. Birbirlerine bir şey sormamalılar, sorgulamalıydılar. Jones düzenli olarak müritlerine sadakat testi yapıyor ve bunları geçemeyenleri tarikatından atıyordu. Sosyal psikoloji, günlük etki ve zihin kontrol tekniklerini iyi bilen Jones bunları harmanlayarak on binleri çok kısa sürede etkisi altına aldı ve Amerika’yı zehirleyen şiddet ve ırkçılıktan uzak, kendine yeten ütopya olarak yutturulacak olan Jonestown’u kurdu.

Tarikat, 1974'te Guyana'da Ormanlık Bir Araziye Taşındı

Burası Venezuela’nın güneyinde bir kentti. Buraya kendine inanan müritlerini topluyor ve bir komün hayatı yaşıyordu. Teknolojiden uzak sadece kendisinin tanrı olduğu bir yaşam… Bunu fark eden Amerikalı yetkililer konuya açıklık getirmek için oraya gittiklerinde geri dönemediler. Dünyanın geri kalanıyla iletişimini tamamen koparan Jonestown’daki sessizlik; tarikat üyelerinin ileri gelenlerinden bazılarının yakınlarının yaşadığı Kuzey Kaliforniya’nın bir inceleme heyeti gönderme kararıyla bozuldu. Kongre üyelerinden Leo Ryan ve ekibi 17 Kasım 1978’de Jonestown’a gitmek üzere yola çıktı. Leo Ryan ve ekibi Jonestown’a ulaştıklarında tarikat üyelerinden 15 kişi onlarla birlikte geri dönmek istediklerini söylediler.

Jim Jones, buna sert bir şekilde karşı çıktı ve ayrılmak isteyenleri ölümle tehdit etti. Böylece telkinler, yalandan mucizeler ve göz boyamalarla kandırılmış insanların bir kısmı uyanışa geçti. Ertesi gün ekip, 15 kişiyle birlikte uçağın bulunduğu havaalanına doğru hareket ederken silahlı tarikat üyelerinin saldırısına uğradılar. Leo Ryan ve 4 mürit hayatını kaybetti.

Kasabadan ayrılmak isteyen üyelerin yanı sıra tarikattan ayrılmanın çok büyük bir hata olduğunu düşünenler de vardı. Nitekim 18 Kasım 1978 akşamı Jim Jones tüm müritlerini etrafına toplayıp önceden hazırlattığı siyanürlü içecekleri içmelerini söylediğinde hiç düşünmeden zehri yudumlayanlar olacaktı. İntihar etmek günah değil mi, sorusunun cevabını şu şekilde veriyordu:

Biz intihar etmiyoruz, biz insanlık dışı dünya şartlarını devrimci bir protestoyla kınıyoruz.

Ertesi Gün Basın Üyeleri Katliamı Görüntüledi

Jime Jones son vaazında müritlerine, çocuklarına siyanür enjekte ettikten sonra zehirli içecekleri içmelerini emrederken şu cümleleri sarf ediyordu:

Evlatlarım, ölümde büyük bir şeref vardır. Bu, ölecek olan herkes için büyük bir gösteri. Ölümden korkmayın, ölüm yalnızca farklı bir boyuta adım atmak gibi.” dedi ve aklın ve bilimin nasıl bu denli devre dışı kaldığını tek cümleyle özetledi. Yüzlerce mürit, hiç tereddüt etmeden önce çocuklarını, sonra kendilerini öldürdü. Kaçma teşebbüsünde bulunanlar ya diğer üyelerce intihara zorlandı ya da ateşli silahlarla vurularak öldürüldüler. 19 Kasım sabahı helikopterle olay yerine gelen basın ekibi tüm bu olanlardan bihaberdi.

Kasabanın dört bir yanına dağılmış 250’ye yakını çocuk 900’den fazla cesedi görünce şok oldu. Bir kasaba dolusu insan inanarak ölmüştü. Çocuğu gözü önünde öldürülen bir ebeveyn nasıl olmuşta eylemsiz kalabilmişti. Günümüzde sorgulamadığımız her olgu için bulunduğumuz eylemsizlik ile bu durumu özdeşleştirebilir miyiz? Eğer özdeşim kurabilirsek hayatımızı ne yönde, nasıl, ne yaparak değiştiririz? Sorularınızın çok cevaplarınızın az olduğu günlerimiz olsun çünkü bir sosyopat uğruna ölmek düşünebilen en donanımlı canlılar olarak hiç bize göre değil.

siyanür ile kendini öldüren müridler                                                                         Siyanür ile intihar eden müritler.