BİTMEYEN GECE

Gökyüzünden düşen beyaz kar taneleri, sokağın karanlığını aydınlatan sahipsiz sokak lambaları, yol kenarlarına park edilmiş araçlar, boş kaldırımlar…

 

Her şey şikayetçi bu gece; ızdırap içinde inliyor zaman. Neden yürümez ki akreple yelkovan? Düşünceler yumak olup büyürken ruhunda, gözleri saatte beklerken düşünüyor. Bu bitmeyen gecenin suçlusu kim?

Yelkovan gidiyor biraz hızlı, tıkır tıkır işliyor saat, akrep de bekleyip, yelkovan yetişince atıyor bir adım. Kâh birisi kâh diğeri öne geçiyor. Buğulu gözlerle izliyor.

 

Bakışları bir anlık takvime kayıyor. Bu gece yirmi bir Aralık. Nedensizce bir, “Ah!” çekiyor. “Bugün sabah olmayacak,” diye mırıldanıyor. Parmak eklemlerinin belirgin olduğu elini kaldırıp çenesine yaslıyor. Düşünce gemisini, bu gece limanına salıyor. Eskileri hatırlayıp hüzünleniyor. Bir zamanlar koşup oynayan çocuklarını, kavga edişlerini, onlar için duyduğu endişelerini, korkularını, eşini, gençliğini…

 

Bu gece her şeyi alıp yutuyor. Bir o kalıyor, bir de geçmediğini iddia ettiği zaman. Zamanı kucaklayıp boynuna sarılıyor. “Sen de gitme olur mu?” demek istiyor. Saatin hiç susmayan tik tak sesini duyuyor.

 

Uykusu da gelmiyor öyle inatçı. Usulca yerinden kalkıyor, ne kadar istese de salyangozdan hızlı gidemiyor. Mutfağa gidiyor ayakları, ayağında şıpıdık terlikleri, parke zeminde şıp şıp ederek adımları sıralıyor.

Işığı açmak için titreyen elini uzatıyor önce, sonra açık perdeden vuran sokak lambasının ışığını görüyor. Karın her tanesi, birer yarışçı gibi yeryüzüne doğru süzülüyor. Üşümüş bir kedi, karşı evin saçağının altında miyavlıyor. İzliyor sokağı ve sessizliği dinliyor. Bitmeyecek bu gece, biliyor.