Boşluğun Sesi

Sigara dumanından sararmış perdeler ile kısa süreli bir göz teması onu dolup taşan küllüğü boşaltmaya itti. Siyah deri kaplı koltuktan çıkan ses ile irkildi. Yazamıyordu, okuyamıyordu. Onu bu araftan çıkarabilecek bir kıpırtı bekliyordu. Günün tamamını uyuyarak geçiriyordu. Biraz salonda, biraz yatakta biraz da daha önce deneyimlemediği bir köşede sızıp kalıyordu. Bu döngüyü kırmaya çalışamıyordu bile. Bilgisayarında tamamlanmayı bekleyen onlarca Word dosyasını tek bir kalemde sildi. Yeni bir sayfa açtı kendisine, hayata da aynı şekilde davranamayacağını unutarak. Kısa süre de olsa zihnine bir dinamizm kazandırdığını hissetti. Boş sayfaları doldurmaya çabalayan çelimsiz kelimeler niçin bu kadar boş geliyordu? Bu ona karşı oluşturulmuş kasıtlı bir araf mıydı yoksa onun gibi hisseden başkaları da var mıydı? Bu boşluk hissi ağır bastığında onlar ne yapıyordu? Ne ile doldurmaya çalışıyorlardı bu boşluğu? Benzer hislere sahip olduğu birisi ile kısa bir sohbet ona da gerçekten iyi gelmez miydi? Gelebilirdi. Şeylerin boşluğunda anlamsızca salınan bu bireyleri bir araya toplayabilmek adına bir manifesto yayınlamaya karar verdi. İthafen yazdığı kişileri belirli bir kalıba sokmayacaktı. Kalıpların canı cehennemeydi! Başladı:

“Boşluğun sesini bazen hayatının arka planında bazen hayatının merkezinde başka bir ses yokmuşçasına, bazen kısık bazen yüksek sesle, bazen bir fon müziği edasıyla bazen büyük bir hoparlöre kulağını dayayarak dinlermişçesine dinleyebilen, bu sesi kapatmayı asla başaramayan kendini hiçliğin hazzına bırakmış nadide birey, okuduğun kitaplar, yazdığın yazılar, çizdiğin resimler, çektiğin fotoğraflar… Biliyorum sen bunlarla varsın. Bunlar olmadan nasıl var olacağını bile bilemiyorsun. Özgürlüğe verdiğin değer seni sen yapıyor ancak bu özgürlük denilen aldatmacaya sakın kanma. Unutma boynumuzdaki toplum zincirinin izin verdiği kadar özgürüz. Bunu bilmek seni her zaman şu an bulunduğundan daha özgür kılacak. Kendini geliştirmekten, yazmaktan, çizmekten, okumaktan asla vaz geçme. Bir gün gelecek. Ruhunu hiçliğin derin sularına koşulsuzca bırakabileceksin. Artık boşluğun sesini duymayacaksın, o ses sen olacaksın! Dayan! Şu an çektiğin acı seni tekdüze bir mutluluktan daha kutsal kılıyor. Yılma. O gün gelecek ve bu ses sen olacaksın! Ben olacağım! Biz olacağız! Eğer bocaladığın bir an olursa lütfen hatırla bu yazıyı. Bu boşluğu hissetmek istersen ben buradayım, biz buradayız! Hiçlikte buluşana dek kendine dikkat et. Tabii böyle bir şey mümkünse…”

Bir hışımla kendini bıraktığı hiçliğe bir daha hiç gözlerini açamayacakmışçasına daldı. Boşluğun sesi artık bir fazlaydı.