Boşluk ve Sonsuzluk

Çocukluğum içinde gürül gürül yanan sobanın olduğu iki katlı bir evde geçti.

Akdeniz… Bizim oralara kar pek yağıvermezdi. Anne, baba ve altı çocuk… Kestaneler bile sayıyla yenirdi.

Hiçbir şey eksik değildi sevginin olduğu yerde. Az olsa da kişi başına düşen kestane, sevgimiz bize yeterdi. Senede bir kere ya yağardı ya yağmazdı kar. 3 cm kar bile bizi mutlu ederdi.

Aynı odada, sobanın deliğinden tavana vuran kızıl bir gölgeyle uyumayı, sevgiliden/eşten önce kardeşle aynı yastığa baş koymayı öğrendik. Her şeyi paylaşmayı, yetinmeyi, aza kanaat etmeyi, çoğa tamah etmemeyi…

Biz büyüdük. Dünya kirlendi, biz de kirlendik ama kar yağdı mı sanki yeniden temizlenirdik.

Kaç sene geçti çocukluğumun üzerinden? Artık yaşımı bile sayamıyorum.

Dün gece düşümde kar topu oynadım, birinin üşüyen ellerini ısıttım nefesimle. Kızarmış burnunu öptüm… Düşümde çocuktum yine. O çocuk safiyetini hissettim içimde. Bir kahvaltı masası… Sıyrılmış perdeler, cama vuran kar taneleri, birer bardak kahve, bir de kedi… Çocukluğumun temiz haline dönüverdim öylece.

Bir de bir şarkı düştü yağan kardan payıma… Gaye Su Akyol. “Boşluk ve Sonsuzluk”la yüreğimi sevdi.

17 Ocak 2021, Pazar. Bugün 40 yaşımda değilim. Bugün çocuğum eskisi gibi. İyi ki…

.

.