CİNSİYETSİZ OYUNCAK

Genel bir düşünce olan cinsiyet ayrımcılığına değinmek istedim ilk düşünce yazımda. Genellikle düşüncelerimi açık seçik yazmak yerine öykülerimde ifade ederim. Bu kez bir değişiklik olsun dedim. Hadi başlayalım.

 

Biliriz, duyarız, okuruz. Aynı fikirde olmak zorunda değilizdir fakat bir çoğumuz da katılırız. Kadın erkek ayrımcılığı var mıdır sorusuna hemen hepimizin vereceği cevap evettir. Peki ayrımcılığı kim yapıyor, erkekler mi kadınlar mı? Veyahut her iki cinsiyet de ayrımcı mıdır? Bu ayrımcılığın kökeni nereye kadar dayanır?

 

En küçük toplum birimi olan aileyle başlayalım düşünmeye. Unutmamamız gereken bir şeyi ifade etmeden geçemeyeceğim. Her davranışın, her travmanın altında çocuklukta yaşanan olaylar gizlidir.

İnsan doğar, kız veya erkek. Doğmadan önce eğer cinsiyet belliyse kıyafetler, beşik, oyuncaklar ve daha bir sürü şey alınır. Renkler seçilir, erkekse doğacak çocuk, yeşil, mavi, beyaz, lacivert gibi benim koyu renk diye tabir ettiğim renkler seçilir.

Sarı, pembe, kırmızı, beyaz gibi renklerde kızlar için seçilir. Ortak renkler elbette vardır fakat hiçbir erkek çocuğuna pembe renkli kıyafet giydirilmez. Pembe kızlara ayrılmıştır. Farkında olmadan ilk ayrımcılığı renklerle yapmaya başlamıştır aile.

 

Bebek büyüdükçe cinsiyet farklılığı da daha büyük boyutta ayrılmaya devam eder. Oyuncaklar çocuğun hayatına girince seçme şansı verilmeden, ebeveynin seçtiği oyuncaklar sunulur çocuğa. Araba, tren, uçak, ayıcık, tavşan, legolar, bebek ve daha bir çok oyuncak aile tarafından bebeğin cinsiyetine göre seçilir.

Ben bu noktada şunu sormak istiyorum :

“Oyuncakların cinsiyeti var mıdır?”

 

Bence yok. Fakat kaç tane ebeveyn oğlunun bebekle oynamasını ister veya onaylar. Hangi baba oğluna hediye olarak bebek alıp gelir?

Kız çocukları için farklı ayrımcılıkların yer aldığı toplumda, erkek çocukları da nasibine düşeni alır ve cinsiyet ayrımcılığına maruz kalır.

 

Sen erkeksin, erkekler ağlamaz, erkekler bebekle oynamaz, ne o kız gibi… cümleleri daha ilk yıllarda erkeklerin zihnine yerleşir.

Aslında farkında olmadan erkeğin, kız olmanın küçük düşürücü, güçsüzlük ve değersizlik olarak görmesine neden olunur.

Tabii aile içinde kızlara, “O erkek, sofra toplamaz, bulaşık yıkamaz, karşısında konuşulmaz,” gibi söylenen kalıplaşmış ayrımcılık sözlerinin söylenmesi de bunda etkili bir rol oynar.

Kısaca özetlemek ve lafı toparlamak gerekirse, her iki cinsiyete de ayrımcılık yapılır ve her iki cins de çocukken aynı hasarı alır. Büyüdükçe bu hasar kadınların omzuna yüklenir ve ona bu hasarı veren, küçükken hasar gören o erkektir.

 

Son söz olarak şunu söylemek istiyorum ki oyuncakların cinsiyeti yoktur. Bırakın çocuklarımız istedikleri oyuncaklarla oynasın. İstedikleri renkleri tercih etsin. Hiçbir erkek, bebekle oynadı, pembe giydi veya ev işi yaptı diye erkekliğinden(?) bir şey kaybetmez.