Değişen Gömlekler ve Siyasi Zemin / Açık Mektup

Türk siyasi hayatı dün dediğini bugün yalanlayan, dün söylediğinden bugün cayan binlerce politikacı yetiştirdi. “Politika” sözcüğü de “yetiştirdi” eylemi de buraya uymadı, bunun farkındayım ama önce neden uymadığının izahını, kendi çerçevemden bir yapayım.

Türk Dil Kurumu “politika” sözcüğünü 3 maddede tanımlamış:

  1. İSİM: Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü, siyaset.
  2. İSİM: Davranış biçimi, düşünce yapısı.
  3. İSİM, MECAZ: Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütme.

Son haftaların gündemi herkesçe malum. Boğaziçi Üniversitesine atanan rektör Melih Bulu ve gerilen yaylar. “LGBTİ’ler terörist mi değil mi, Müslüman mı değil mi hatta insan mı değil mi?” Hemen aşağıya bir video ekliyorum. #aşağıyabakmayacağız diye kendimize söz verdik ama siz yine de bir bakın şu videoya:

Videoyu izledikten sonra siz yorulmayın diye ben 3. maddeyi aşağıya ekliyorum. Yine aşağıya bakmak zorunda kalacaksınız ama bu seferlik mazur görün.

ANLAM 3: Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütme.

Politikanın pek çok amacı var şüphesiz ama bizim memlekette genelde 3. anlamın içeriği dikkate alınıyor. Romantizme kapılmış insanlar, öncelikleri farklı olan insanlar, siyasi iktidara yaranmak isteyen insanlar, sırf muhalefet olsun diye her şeyi eleştirenler, eskiye özlem duyanlar, laikliği elden kaçıranlar, irticayı hortlatanlar, din elden gidiyor diye feryat figân ortalığı kasıp kavuranlar… Siyasetçiler gibi herkesin kendi iç dünyasında birer önceliği, birer politikası var. Bunların hepsine saygı duyulmalı ama sizin politikanız kitleleri etkiliyor, onları bir çıkmazın içine sürüklüyorsa, bu düşünceye de açık bir dille eleştiri yöneltilmeli.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seneler evvel, öğrencilerin karşısında yaptığı konuşmayla bugün kendisine alkış tutanların karşısında yaptığı konuşma birbirine tamamen zıt. Elbette bu da bir politika. O dönemin gençleri, o dönemin Recep Tayyip Erdoğan’ına ne kadar inanmadıysa, bugün onu dinleyenler o kadar inanmış durumda. Haddizatında burada da bir romantizm söz konusu. Bunu kim yadırgayabilir ki!

Eşcinsellerin hakları yasalarla güvence altına alınmalı!” diyen dünkü Recep Tayyip Erdoğan’la “LGBT, yok böyle bir şey!” diyen bugünkü Recep Tayyip Erdoğan arasındaki uçurum bana normal görünüyor. Bunu eleştirmeyeceğim zira dünkü İsmail Emre ile bugünkü İsmail Emre arasında da koca bir uçurum var. Eleştirebileceğim tek şey şu: Benim gömlek değişimim sadece beni bağlarken onun değiştirdiği gömlekler koca bir ülkenin kılcal damarlarını bile etkiliyor.

Sayın Cumhurbaşkanı,

LGBTİ+ diye bir grubun, güruhun, topluluğun; sizin ve İçişleri Bakanınız Süleyman Soylu’nun da net ifadesiyle sapkınlar topluluğunun varlığını kabul etmeyebilirsiniz. Siz etseniz de etmeseniz de bu ülkede sayıları milyona yaklaşan belki de aşan eşcinsel birey var. İster hastalık olarak görün ister sapkınlık ister tercih… Lezbiyenler var, Gayler var, Biseksüeller var, Transeksüller var, İnterseksüeller var.

Devlet memurlarının arasında da var, bürokratların arasında da… CHP’lisi de var AKP’lisi de… İYİ Partilisi de var hatta şaşıracaklar belki ama MHP’lisi de var. Size oy verenler arasında da var, vermeyenler arasında da… Müslüman’ı var, Hristiyan’ı var, Sünni, Şii, Alevi… Türk’ü var, Kürt’ü var, Ermeni’si var… Ateist de var, deist de… Baş örtülüsü de var, başı açık gezeni de… Beş vakit namazını kılanı da var, dini vecibelerin hepsine sırt çevirmiş olanı da… Doktor var, mühendis var, öğretmen var, hâkim var, savcı var, polis memuru var. Şu ifademden linç yiyebilirim ama yine de yazacağım. İmam bile var.

LGBTİ+ bir örgüt değildir. Örgüt olmadığı gibi, terör örgütü hiç değildir. Her LGBTİ+ bireyi tek bir kategori içinde değerlendirilemez. LGBTİ+ bireyleri terörist değildir ancak elbette aralarında terör estirmek isteyen; zihniyeti, fıtratı bozuk bireyler de vardır. Dini hassasiyeti olan da vardır, son olayda gördüğümüz gibi kutsal değerlerimize saygısızlık eden inançsız bir kesim de vardır.

Sayın Cumhurbaşkanı,

“LGBT, yok böyle bir şey! ” deyip işin içinden sıyrılma lüksüne sahipsiniz, çünkü kanun iki dudağınızın arasında. LGBTİ+ bireyleri yok sayma hakkına sahip olmasanız da onları görmezden gelme, umursamama, kaale almama lüksüne sahipsiniz. Bu lüksü size, bulunduğunuz makam veriyor.

Üstelik, “Yok böyle bir şey!” dedikten sonra “Bu ülke millidir!” diyorsunuz. LGBTİ+ bireyler milliyetsiz mi? Onlar bu ülkenin çocukları değil mi? “Yallah Hollanda’ya!” diyerek onları dışlamak, hor görmek; açıkça lanetli, mikroplu birer insan yerine koyarak onları milli ve manevi değerlerden soğutmak çözüm mü?

Madem onları yok sayıyor, ahlaksızlıkla, sapkınlıkla, terörist olmakla suçluyorsunuz… Size tek sorum şu:

LGBTİ+ bireyleri nereye gitsin?

Lezbiyenler, gayler, biseksüeller, interseksüeller bir şekilde saklanarak yaşayabiliyor toplumun içinde. Trans bireyleri ne yapacaksınız? İş istiyorlar, iş yok! Mahalle arasındaki marketlerde bile iş bulamıyorlar. Eğlence dünyasına giriyor ya da fuhuşa itiliyorlar. Kimlikleri bile yok. Buna çözümü siz üretmeyecekseniz kim üretecek? Yok sayarak, “Yok öyle bir şey!” diyerek sorumluluktan kaçabilir misiz?

Nasıl sivil toplum kuruluşları, sendikalar bayramlarda, törenlerde flama, bayrak taşıyorsa… Önemli olaylarda, durumlarda takımlar, partiler kendi simgelerini taşıyorsa, LGBTİ+ bireyler de görünür olma adına kendi flamalarını, görsellerini, bayraklarını taşıyorlar. Görünür olanın kat be kat fazlası görünmeyen, gizli yaşayan, saklanan, kendi gerçeğini dış dünyayla paylaşmayan LGBTİ+ birey var.

Kimimizin kardeşi, kimimizin sıra arkadaşı, kimimizin mesai arkadaşı… Kimimizin dayısı, kimimizin yeğeni, kimimizin ablası, kimimizin kuzeni, akrabası…

Rica ediyorum söyleyin, LGBTİ+ bireyler nereye gitsin?

Ne yapacaksınız onları?

Sultanahmet Meydanı’na darağacı kurup hepsini sallandıracak mısınız? Orta Çağ Avrupa’sının karanlık eylemleri gibi cadı avına çıkıp ateşe mi atacaksınız? Vatandaşlıklarını ellerinden alıp sınırın dışına mı atacaksınız? Yoksa hapishanelere tıkıp orda çürümeye mi bırakacaksınız?

Sizin, partinizin, makamınızın adını kullanarak her yerde mazlumun tepesine binen şımarık bir tayfa hak, hukuk demeden, torpille, çift maaşla, ayrıcalıklarla, türlü yalan ve iftiralarla mis gibi hayat yaşıyor. Size ve makamınıza sırtını dayamış, muktedirin gölgesinden nemalanan milyonla insan, bu bireyleri alaya alıyor, aşağılıyor.

Allah aşkına, açıkça soruyorum size. Böyle bir yaşam bilinçli bir tercih olabilir mi? Dışlanma, kullanılma, hor görülme hatta öldürülme pahasına bir insan bunu kendi isteğiyle tercih edebilir mi? “Velev ki etsin!” Devletin vazifesi insanların tercihlerini, eğilimlerini, ağırlıklarını, görüşlerini, yaşam tarzlarını belirlemek mi?

Cumhurbaşkanı olarak ettiğiniz yemin açıkça ortada. Vazifenizi hatırlatmak elbette benim gibi basit bir adama düşmez. Bu insanları siz dinlemezseniz kim dinleyecek? Bu insanların sorunlarına çözümü siz bulmayacaksanız kim bulacak?

Haddim değil ama bunu söylemek bir vatandaş olarak benim hakkım! Unutmayın!

Bugün üniversiteli olan geçlerin tamamı, çoktan üniversiteyi bitirip iş hayatında tutunmaya çalışan milyonlarca genç ve hatta orta yaş diyebileceğimiz yine milyonlarca insan sizin sisteminizde yani AKP’nin eğitim sisteminde yetişti. Durumdan rahatsızsanız bu durumun müsebbibi de yine sizsiniz. Gençleri ahlaksızlıkla, sorumsuzlukla, saygısızlıkla suçluyorsanız, sebep yine sizin sisteminiz.

Görmezden geldiğiniz, yok saydığınız, gözlerinizi kapattığınız, ötelediğiniz, ötekileştirdiğiniz, inatlaştığınız, kendi düşünce ve yargılarınızı dayattığınız her birey sizin vatandaşınız. Herkesten çok sizin dinlemeniz lazım. Herkesten çok sizin kabullenmeniz lazım. Herkesten çok sizin çözüm aramanız lazım. Herkesten önce sizin çözüm üretmeniz lazım.

Türk töresinde devlet, babadır. Dağdır, limandır, sığınaktır… Babanın gölgesi bile yeter. #devletimizinyanındayız. Devlet başka bir şey. Başkanlık ettiğiniz hükümet de temsil ettiğiniz devlet de bu insanları yok sayıyor, farkında mısınız?

Vay efendim polis şunu demişti, dememişti. Aşağıya bak mı dedi, aşağıdan bakma mı dedi?” kısır döngüsünden önce bir cumhurbaşkanı olarak onlarla sizin konuşmanız lazım. Koskoca cumhurbaşkanı, sanki başka mühim işi yokmuş gibi özerk üniversiteye rektör atayacak zamanı bulabiliyorsa o gençlerin derdini dinleyecek zaman da bulmalı. Bulamıyorsa bırakın üniversiteler kendi rektörünü kendi seçsin ve sorunlarını da kendileri çözsün. İsteseniz de istemeseniz de hem cumhurun başı olarak hem de atadığınız rektör nedeniyle siz bu olayın tam da içinde, göbeğindesiniz.

En’am Suresi’nin 53. âyet-i kerimesinde şöyle buyurulur: Bazınızı, bazınızla imtihan edeceğiz.” Siz bizim imtihanımızsınız. Sizin de imtihanınız sorumluluğunu aldığınız vatandaşlarınız.

Üç beş fitneci, üç beş saygısızın yaptığı fiil yüzünden gerek gizli gerek açıktan kendi eğilimini yaşayan bu ülkenin vatandaşlarını yok sayamazsınız. Cumhurbaşkanı da olsanız buna hakkınız yok!

Biz, asla #aşağıyabakmayacağız.

Bu ülkenin en tepesinde, en üst makamında siz varsınız. Yüzümüzü yere eğmediğimiz gibi başka yana da çevirmeyeceğiz.

“Hak” denen bir şey var. “Hak” olanı konuşacağız. “Hak” olanı yazacağız. “Hak” olanı anlatacağız. Boğaziçili öğrenci kardeşlerimizin meşru dairedeki “Hak” arayışlarında yanlarında olacağız.

Biz, asla #aşağıyabakmayacağız.