Deniz Kızı

Gözlerinden süzülen uykuya kapılmış, dalgın dalgın yürüyordu karanlık sokakta. Nereye gittiğini bilmiyor, sadece adımlarını takip ediyordu. Yorgunluğun şekle bürünmüş haliydi adeta. Uzun bir yürüyüşün ardından kendini sahilin kenarında bulmuştu. Ay ışığı denize bir kılıç gibi saplanmıştı adeta. Bu yakamozun önünde derin düşüncelere kapılmıştı. Zihni susmuyordu. Oysa kafasını boşaltmak için düşmemiş miydi yollara? Gözlerini denizin bir noktasına dikmiş, benliğini sorguluyordu. Olması gerektiği gibi miydi, yoksa olduğu gibi miydi? Tanıyamıyordu kendini artık. İçinde kopan fırtınalarla birleşen, denizin üzerinden yüzüne vuran o soğuk esinti yüreğini üşütmüştü. Daha fazla ayakta duramadı; olduğu yere çöktü. Dalgalar gitgide şiddetleniyordu. Paltosuna sıkı sıkı sarıldı. Ucu bucağı görünmeyen denizin ortasına bırakmak istiyordu kendini. Kafasındaki cevapsız sorular susmadıkça çılgına dönüyordu. Avcunu ağzına götürerek ısıtmaya çalıştı. Kafasını kemiren bu çıkmazlardan kurtulmanın tek yolu kendine gelmekti. Bunu biliyordu fakat bir türlü aylaklıktan kurtulamıyordu. Böyle nereye kadar gidecekti. Bu koca dünyada yalnızlığını paylaşacak kimsesi yoktu ki… Belki de bu yüzdendi bu umursamazlığı, boşvermişliği. Bir an durup düşündü. Ölse arkasından ağlayacak bir insan bile yoktu. Kimsenin onun için yas tutacak vakti dahi yoktu. Rüzgârın da etkisiyle gözleri yaşarmıştı. Yaşamak için bir neden bile bulamıyordu. Gözyaşları hızlanmıştı. Boğulmak istiyordu bu yaşların içinde. Birden ayağa kalktı, hışımla paltosunu, ardından ayakkabılarını çıkardı. Denize ayak bastığı an içine büyük bir soğukluk girdi. Onun etkisiyle daha da hızlandı. Denizin ortasına doğru yürüyordu. Her şeyden vazgeçtiği o anda kolunu bir el tuttu sıkıca. Dönüp baktığında deniz kızı misali; uzun saçlı, pembe yanaklı, parlak gözlü bir kadın gördü. Deniz kızı gülümseyerek sordu ona:

– Yaşamın anlamını mı arıyordun?