DNA, Özgür İrade ve Suç Sorunu

Bugün paylaşacağım yazının büyük bir bölümünü çok sevmiş olduğum “İncognito, Beynin Gizli Hayatı” kitabı oluşturacak. Ondan bazı alıntılar yaparak Özgür irade, Suç ve Beyin ile alakalı konuları irdelememizi istiyorum.

“Çoğumuz bütün yetişkinlerin sağlıklı seçimler yapma konusunda aynı beceriye sahip olduğuna inanırız. Bu düşünce kulağa hoş gelse de yanlıştır. İnsan beyni, yalnızca genetik nedenlerle değil, yetişme ortamına da bağlı olarak birbirinden büyük farklılıklar gösterebilir ve gerek kimyasal gerek davranışsal birçok “hastalık yapıcı” (“patojen”), nasıl biri haline geldiğinizde etkili olabilir. Anne adayının hamilelik sırasında madde kullanımı, annelik stresi ve düşük doğum ağırlığı bunların arasında sayılabilir. Çocuk büyüdükçe ihmal, fiziksel taciz ve kafa hasarları da zihinsel gelişimde aksaklıklara neden olur. Yetişkinliğe ulaşan çocukta ise yine madde kullanımı ve çeşitli toksinlere maruz kalma durumu beyne zarar verip zekâ düzeyinde, saldırganlık davranışlarında ve karar verme becerilerinde değişikliklere neden olabilir. Kurşun bazlı boyaların kullanımdan kaldırılmasına yönelik halk sağlığı hareketi, çok düşük düzeylerde kurşunun bile çocuklarda zekâ düzeyini düşüren, bazı durumlarda da daha dürtüsel ve saldırgan davranmalarına neden olan beyin hasarına yol açabileceğinin anlaşılması sonucu ortaya çıkmıştı. Ne olduğumuz, hangi yollardan geçtiğimize bağlıdır. Bu nedenle iş cezai ehliyet konusunu düşünmeye geldiğinde karşımıza çıkan ilk zorluk, insanların kendi gelişimsel yollarını kendilerinin seçmediği gerçeğidir.” (İncognito kitabı, 154.sayfa)

Çoğu zaman birçok insanın hareketlerine yargılayarak yaklaşırız ve “Kesinlikle böyle bir şey yapmazdım” gibi büyük iddialarda bulunuruz. Ama yaşadığımız hayatın içindeki sınırlamalar, yaşayış biçimimiz, DNA’mız sadece bize özeldir. Karşı taraf gibi olmanın, onun gibi büyütülmemin, onun gibi seçeneklere tabii olmanın ne demek olduğunu anlayamayız. Dolayısıyla benzer bir durumda bizim de karşımızdaki gibi yapamayacağımızı iddia etmek mantıklı bir yaklaşım değildir. Birçok konuda “o” kişi de muhtemelen bizim yapabileceğimiz şeyleri yapmamayı seçebilir. Gayet tabii durumun böyle olması kişinin suçsuz olması veya cezalandırılmaması gerektiği anlamına gelmez, burada bahsedilen ve anlamamız gereken şey insanları yargılarken aslında yanılgıya düşebiliyor oluşumuz. Kitaptan devam edelim.

“Az sonra göreceğimiz gibi, bu anlayış suçluları aklamaya yetmese de, tartışmayı, insanların başlangıç noktalarının birbirinden çok farklı olduğunu tam anlamıyla kavrayarak sürdürmek önemlidir. Kendinizi bir suçlunun yerine koyup “Ben böyle yapmazdım” demek düşündüğünüz kadar kolay olmayabilir; çünkü siz de onun gibi anne rahminde kokaine, kurşun zehirlenmesine ya da fiziksel tacize maruz kalmadıysanız, durumunuz onunkiyle doğrudan karşılaştırılamaz. Beyinleriniz farklıdır; bu yüzden de kendinizi onun yerine koyamazsınız. Onun gibi olmanın neye benzediğini hayal etmek isteseniz de, bunda pek başarılı olamayacaksınızdır.” (İncognito kitabı, 155.sayfa)

Nasıl biri olacağınızla ilgili ihtimaller bile çocukluğunuzdan çok öncesine, varoluş anınıza dayanır. İnsan davranışlarında genlerin önemli olmadığı görüşündeyseniz, şu inanılması güç gerçeği bir düşünün: Eğer belirli bir gen grubuna sahipseniz, bir şiddet suçu işlemeniz olasılığı yüzde sekiz yüz seksen iki oranında artar. ABD Adalet Bakanlığı’nın bu konudaki istatistiklerini, aşağıda iki grup halinde verdim: bu özel gen grubunu taşıyanlar ve taşımayanlar tarafından işlenen suçlar.” (İncognito kitabı, 155.sayfa)

Eser Dilsöz on Twitter: "Özgür irade tartışmalı bir kavram mı? Belli bir geni taşıyan insanların suç işleme verileri #incognito… "

Bu sonuç gerçekten çarpıcı. İnsanlara, suçlara bakışımızı değiştirebilecek bir görsel. Bunun herhangi bir korelasyon olup olmadığı ilerde gelişen bilimle daha net anlaşılacaktır. Fakat şu an genel tabloya baktığımızda bazı eylemlerin genlerde gizli olduğu söylenebilir. Gayet tabii bu tarz bir gen grubuna sahip olan birinin kesinlikle bunu yapması gerekmez ama normal bir insana göre gerekli koşullar sağlandığında yapma olasılığı daha fazladır. Kitabın devamında neler dediğini okuyup en son toparlayarak düşüncelerimizi toparlayalım.

“Özetle, bu genleri taşıyorsanız, ağır saldırı suçu işleme olasılığınız diğerlerine göre sekiz kat, cinayet işleme olasılığınız on kat, silahlı soygun yapma olasılığınız on üç kat ve cinsel saldırı suçu işleme olasılığınız da kırk dört kat fazladır.” (İncognito kitabı, 156.sayfa)

“İnsan popülasyonunun yarısı bu genlere sahipken diğer yarısının sahip olmaması, ilk grubu, diğeriyle kıyaslanmayacak ölçüde tehlikeli kılar. Mahkûmların endişe verici ölçüde büyük bir çoğunluğu, ölüm cezası alanlarınsa yüzde 98,4’ü bu genleri taşımaktadır. Geni taşıyanların farklı bir davranış türüne güçlü bir eğilim gösterdiği yeterince açıktır ve tek başına bu istatistikler bile, güdüler ve davranışlar bakımından herkesin masaya eşit koşullarda oturduğunu varsayamayacağımızı göstermektedir.” (İncognito kitabı, 156.sayfa)

“Bu genlere birazdan yeniden döneceğiz ama ondan önce konuyu, kitap boyunca karşımıza çıkan ana noktaya bağlamak istiyorum: Davranış teknemizi süren, kendimiz değiliz; en azından sandığımız ölçüde. Kim olduğumuz, bilinçli erişim yüzeyinin çok derinlerinde belirlenmiştir. Ayrıntılar zamanda geriye, doğumumuzdan öncesine, spermle yumurtanın birleştiği ana kadar gider. Bu birleşme bizi bazı özelliklerle donatmış, diğerlerini dışlamıştır. Kim olacağımız ise moleküler şablonlarımızla, yani asitlerden oluşan, gözle görülemeyecek kadar küçük, bir dizi yabancı kodla başlar; üstelik de biz daha sahneye bile çıkmadan. Bizler, aslında erişilmez mikroskopik tarihimizin birer ürünüyüzdür.” (İncognito kitabı, 156.sayfa)

“Bu arada, bu tehlikeli gen grubuna yeniden dönecek olursak, siz de olasılıkla adını duymuşsunuzdur. Topluca “Y kromozomu” olarak anılırlar. Ve eğer siz de bir taşıyıcıysanız, “erkek” olarak isimlendirilirsiniz.” (İncognito kitabı, 156.sayfa)

““Gen mi, çevre mi” meselesine gelecek olursak, önemli olan şu ki, ne biri ne de öbürü sizin seçimizdir. Her birimiz genetik bir şablonla dünyaya gelir ve bizi biçimlendiren ilk yıllarda üzerinde hiç söz sahibi olmadığımız bir koşullar dünyasının içinde buluruz kendimizi. Genlerle çevrenin karmaşık etkileşimi, toplumdaki her bir kişinin farklı bakış açısına, farklı kişiliğe ve karar verme konusunda da farklı becerilere sahip olması sonucunu getirir beraberinde. Bunlar insanların özgür iradeyle yaptıkları seçimler değil, yalnızca oyunda önlerine düşen kartlardır.” (İncognito kitabı, 156.sayfa)

“Beynimizin oluşum ve yapısını etkileyen faktörleri kendimiz seçmediğimiz için, özgür irade ve kişisel sorumluluk kavramları da bu noktada bir yığın soru işaretine gebedir. Beyin tümörü kendi kabahati olmadığı halde Alex’in kötü seçimler yaptığını söylemek, ne ölçüde anlamlıdır? Frontotemporal demanslı ya da Parkinsonlu hastaların, uygunsuz davranışlarından dolayı cezalandırılmaları gerektiği düşüncesi haklı mıdır?” (İncognito kitabı, 156.sayfa)

“Eğer rahatsız edici (bütün suçluları aklayan) bir yöne doğru ilerlediğimizi düşünüyorsanız, lütfen okumaya devam edin, çünkü size yeni bir düşüncenin mantığını parça parça göstereceğim. Varacağım sonucu şimdiden söyleyecek olursam: Suçluları sokaktan toplamaya devam edeceğimiz, kanıta dayalı hukuk sistemimiz varlığını sürdürse de, ceza gerekçelerimiz ve rehabilitasyon koşullarımız değişebilir. Modern beyin bilimi sonuçlarını gözler önüne serdikçe, hukuk sisteminin onsuz nasıl işlemeye devam edebileceğini düşünmek zordur.” (İncognito kitabı, 156.sayfa)

Kitabın Beyin ve İnsanla alakalı birçok vurucu başlığı ve sayfası var fakat bu üç sayfa benim hayata dair, insana dair bakışımı epey değiştirmişti. İşin içinden çıkılmayacak kadar karmaşık sorular doğurduğunu fark edip düşünmeyi bırakmıştım. Önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalar insanların suçlarının sebeplerine ışık tutarak daha objektif bakmamızı sağlayabilir. Bu süre içerisinde hem sinir bilimci hem de hukukçuların bu tarz konulardaki fikirleri geleceğimizi tuhaf etkileyeceğe benziyor. Bizler genlerimiz ve çevremizin toplamıyız ve hareketlerimiz bunlardan sonra ortaya çıkan sınırlara mahkum.

Bu konudan yola çıkarak aklımızda yer edecek soruların haddi hesabı yokken bu cevapsız durumumuzun yanında sizleri insanları yargılamamaya davet ediyorum. Başkasını tam anlamıyla anlamamız veya başkasının bizi tam anlamıyla anlayabilmesi ütopya. Geleceğin bize bu konuda daha hakiki ve güzel alternatifler sunması dileğiyle…