EJDERHA

Kuşlar ne güzel ötüyordu, deniz nasıl da köpük köpük dalgalanıyor, martılar ne güzel çığlık atıyordu. Vapura binen yolcular da bugün pek bir güzeldi. Dirseklerinden eskimeye başlayan ceketinin içine baktı. Göğsüne bastırdığı kitabını eline alıp kokladı, kapağını okşayıp yeniden göğsüne sakladı. Aylardır çalışıyor, haftalığından birkaç lira arttırıp bu kitabı almak için biriktiriyordu. İşte bugün büyük gündü. Nihayet parasını denkleştirip alabilmişti. Sevinç dalgaları yüreğinden boğazına çıkıyor, çığlık atmamak için kendini zorluyordu. Kalabalık sokaklardan geçip, evinin semtine, köhne sokaklara adım atınca sessiz çığlıklar atarak havaya zıpladı. Yumruğunu havaya savurdu. Bu mutluluk yüreğine sığmıyordu.
Evini görünce sevinci yerini endişeye bıraktı. Babasının eski kamyoneti kapıda duruyordu. “Hay aksi, ne geziyor bu saatte?” diye mırıldandı. Şansı yoktu, bir yolunu bulup görünmeden odasına geçecekti. Dış kapıyı dişlerini sıkarak açtı, o lanet gıcırtı sesini duymak istemiyordu fakat eski ve menteşeleri paslanan kapı gıcırdadı. Zaten ne bekliyordu ki? Her zaman gıcırdardı. Bugün ona özel davranacak değildi. Babasının duymadığını umut ederek ayaklarının ucuna basarak içeri süzülüyordu ki, “Geldin mi lan?” diyen sesi duydu.
Şansına onlarca kez lanet ederek, “Geldim baba!” dedi. Çağıracağını bildiği için, kitabı koltuğunun altına, ceketinin içine iyice gizleyerek yanına vardı.
Alkolün etkisiyle yüzü kızarık, önünde mezesi ve rakısı, tek kolunu kırlente dayayıp oturmuştu. Sakallı ve şişman yüzünde birer karınca çukuru gibi duran gözlerinden birini kırparak, “Hani para?” dedi. Mehmet sağ elini sağ cebine götürdü. Para bu cebinde değildi. Yutkundu, sol elini oynatırsa kitabı düşer ve yakalanırdı. Sağ elini sol cebine götürmeyi denedi. Alabilirdi, almak zorundaydı. Babası gözleri felfecir okuyan, uyanık ama bir o kadar tembel bir adamdı.
Cebinden parayı çıkarmayı başaramadan, “Lan, sen ne saklıyorsun benden?” diyen adam bir anda yerinden kalkıp üstüne yürüdü. Korkudan titreyerek geri çekilmeye çalıştı Mehmet, babası kolundan tutup sarsınca pat diye bir ses geldi.
Halının üzerine düşen kitap, odada bomba etkisi yaratmıştı. Adam baktı, Mehmet baktı. Mehmet hızla atılıp kitabı yerden alırken adam delirmişçesine ona vuruyordu.
“Ulan it, aldığın üç kuruş para, onu da kitaba mı veriyon? Okuyup adam mı olacam sanıyon gerzek!”
Tekme tokat, neresine denk geldiğine aldırış etmeden vurdu. Mehmet, kitabını göğsüne sarıp dizlerini karnına çekti. İki büklüm yerde, öylece bitsin diye bekledi.
Adam yorulunca bıraktı vurmayı, kanepenin üzerine yığılıp kaldı. Mehmet canının acısına rağmen yerden kalkıp, üç kardeşiyle birlikte uyuduğu odasına sendeleyerek ilerledi.
Gözyaşlarını silerek ayın ışığında kitabının kapağını açtı. Biraz sonra her acısı, üzüntüsü bitmiş, Eragon ve Sapira’yla göklerde uçmaya başlamıştı.