ER MEYDANI KIRKPINAR

1361 yılında düzenlemeye başladığı rivayet edilen Kırkpınar güreşlerinin nasıl ortaya çıktığıyla ilgili birkaç farklı bilgi vardır. Bunların hangisinin doğru olduğunu bilmemiz mümkün değil elbette. Anlatılan efsanelerden en etkileyici olanı ise şüphesiz, iki kardeşin hikayesidir.

Rivayete göre, Orhan Gazi oğlu Süleyman Paşa, Rumeli seferini düzenlerken kırkar kişilik gruplar oluşturur. Bu kırk kişilik gruplar, aralıklı olarak yol alırlar. Yolculuk esnasında bu gruplardan birinde, her dinlenme yerinde hamlamamak için güreş tutarlar. İçlerinden iki kardeş ise bir türlü yenişemezler ve sonu gelmeyen bir mücadeleye girişirler. İsimleri Ali ve Selim olarak rivayet edilen iki kardeş, nefesleri kesilerek can verir. Arkadaşları tarafından, – Bir kaynakta incir ağacı, diğer bir kaynakta ise söğüt ağacı olarak geçer- altına gömülür.

Seferde, ilk önce Domuzhisar, ardından diğer hisarlar zapt olunur. Geri dönüş yolunda, arkadaşlarının mezarlarını ziyaret eden kırklar, mezarların olduğu yerde gürül gürül akan bir pınarın aktığını görürler ve o günden sonra her yıl orada güreş tutulmaya başlanır. Oraya Kırklar Pınarı ismi verilir. Zaman geçtikçe Kırkpınar ismine dönüşür.

Diğer bir rivayete göre ise – ki bu rivayet daha bilimseldir-

Roma İmparatoru Theodosius, milattan sonra 393 yılında olimpiyatların yapılmayacağını duyurur.

Eğlenceye önem veren Rumlar ve Yunanlılar geçen yıllarla birlikte spor gösterilerinin de yapıldığı panayırlar kurarlar. Peçenek Türklerinin Rumeli kıyılarına yerleşmeleriyle 10.y.y. Başlarından itibaren Türk Güreşi de panayırlardaki yerini alır. Türkmenlerin de Rumeli kıyılarına gelişinden sonra, Oğuz Ata’nın töresi güreşlere sirayet eder ve günümüzdeki Kırkpınar güreşi şeklini – yağlı güreş – ortaya çıkarır.

Tam olarak nasıl ortaya çıktığını bilmek zor olsa da Osmanlı Devleti’nde 1.Murat güreş tekkelerini kurar ve resmi müsabakalar düzenlenmeye başlanır. Ata sporumuz olan güreşin unutulmayan isimleri tarihteki yerini de bu şekilde alır. Yirmi yedi kez üst üste başpehlivan olan Rakipsiz Kel Aliço, Cihan Pehlivanı Koca Yusuf, Sultanın Aslanı Adalı Halil ve Yenilmez Kurtdereli önemli isimlerdendir. Hepsinin ruhu şad olsun.

Yazımın sonunu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun Meydan Şiiri’ndeki dörtlükle bitiriyorum.

Şu yeryüzü er meydanı,

gönül sevmez her meydanı.

Yüreksize yorgan döşek,

Koç yiğide ver meydanı.”