Etkileşimsizleşmek

Soyutlandık. Kendi kendimizi, bile isteye soyutlaştırdık bu dünyadan. İlişkilerimizi yapmacık hale getirip günlerce bundan yakındık. Yapayalnız hissettik, sevgisiz kaldık. Bugün hiç kimseden ‘’etkileşim’’ almadığım için kendimi kayda değer hissetmedim mesela. Yazdıklarım insanlarda istediğim etkiyi yaratmadı diye kendi yaratıcılığımı suçladım. Ben iğrenç biri miyim? Neden onlar kadar ”mutlu, havalı, özgür, içten”  yaşayamıyorum bu hayatı?

Kendimle yüzleşmem gerek. Onlardan kaçmam gerek. Neden kendi kendime kalmaktan korkuyorum bu kadar, insan hiç kendinden korkar mı? Çok mutlu olduğum bir kareyi, hiç tanışmadığım ama sırf beni takip ediyor diye bir insanın görüp görmemesi bu kadar önemli olmamalı. Mutluluğu içimde iliklerime kadar yaşıyorsam mutluluktur. Özgür ruhlu biri olduğumu ille de yazdıklarımla belli etmem gerekmiyor. Kime neyi kanıtlıyorum? Ne kadar klişe ve ne kadar gerçek: zaman akıp gidiyor. Yazık bana, bu zamanımı başkalarının beğenilerine hizmet etmek için harcıyorum. Bunun adı zaman geçirmek değil; bu zamanı fütursuzca harcamak. Hayatımı kıyaslıyorum ekseriyetle. Ben mutlu değilim böyle, sizin gibi olmam lazım diyorum içten içe. Kendime itiraf edemediğimi bilinçdışım da inkar edemiyor. Dört gözle bekliyorum birinin benimle fotoğraf paylaşmasını çünkü ”bana göresi” sevgi bu hareketin. Affedersin ama ne alaka? Yine bir klişe ama çarpıcı hem de çok zor bir gerçek beliriyor burada da: kendini sevebilmek. Klişelere klişe demek neden negatif bir damgalama gibi? Ötesi yok ki. Benim benimle sorunum sevgisizlik ve tatminsizlik. Kimseyi suçlamıyorum, suçlayamam. Dedim ya her şeyi kendi ellerimizle mahvettik. Direnç gösteremediğimiz şeyler zaaf haline gelip bizi ele geçirdi. Eleştirdiğimiz profillere döndük. Hepimiz birbirimize benzeme yarışındayken sıyrılmak da istiyoruz. Zaten bizi benzer yapan da farklı olmaya çabalamamız. Birbirimizin üzerinden prim yapıyoruz. Hoşlanmadığımız insanları etrafımızda istiyoruz çünkü diğerleri onu çok beğeniyor, seviyor, takdir ediyor…

Bugüne kadar hep başkaları için yaşadın. Biraz da kendin için yaşamayı denesene. Paylaşma o fotoğrafı kendin bak, baktıkça da hatırla. Etkilendiğin düşüncelerle insanları etkilemeye çalışma, olguları belirli yerlere koy hayatında. Kendinle gezin, keşfet neler isteyip istemediğini ve hatta beklentilerini. Son nefesine kadar kendinlesin. Bu seni ürkütüyorsa eğer, yüzünde iğrenme ifadesi oluşuyorsa bırak etkileşimleri. Gösterdiğin hayatla sen sadece varsın ama yaşadığınla hayattasın. Herkesten her zaman mutluluk bekleyemeyeceğin gibi sen de kimseyi mütemadiyen mutlu etmek zorunda değilsin. Etme. Kimileri sana bencil bile diyebilir. Bırak desinler, sen kendi ilkelerinle yaşa. Kabul etsen de etmesen de hayatındaki insanlar bugün var yarın yok. Değişkenlik her yerde. Hızlı ve şova dayalı tüketim her şey ve herkes. Kimseye bel bağlamadan kendinle yaşa. Tüm mesele var olanlara inat yaşayarak ben hayattayım diyebilmek…

Beni soracak olursan ben seviyorum ya yaşamayı da kendimi de 🙂