Gidenler

Gidenlerden bahsetmek istiyorum size. Duramayanlardan. İnsanoğlunun dışlanmış çocuklarından. Asla kendini durduğu yere ait hissetmeyenlerden. Asla bir evi olmayacaklardan. Olsa bile o evi yakıp ateşinde kendini yakacaklardan.

Milyonlarca yıl önce doğmuştu ilk giden. Koskoca okyanus o kadar dar gelmişti ki ona, karaya çıktı. Arkasında bıraktı diğer bütün canlıları. Ama peşinden geldiler. Yalnız bırakmadılar onu. O da kaçmaya devam etti. Ağaçlara çıktı, kıtaları geçti. Ama yetmedi. Nereye gitse dünya onun peşinden geliyordu. Tekerleği buldu onun çocuğu. Daha hızlı kaçabilmek için. Ateşi buldu torunu. Arkasında bıraktığı her şeyi yakabilmek için. Yetmedi. Dünya hep peşindeydi. Nereye giderse gitsin dünya yakasını bırakmadı onun.

Uçmayı keşfetti bir gün. Aşık oldu uçmaya. Ama her uçağın bir gün yere inmesi gerekiyordu. Denizlere döndü biri tekrar. Bütün okyanusları gezdi. Sonra attı bir kara parçasına kendini. Yine ordalardı. İnsanlar onu bekliyordu. Gülüyorlardı. Kaçamazsın diye bağırıyorlardı. Nereye gidersen git, ne kadar uzağa kaçarsan kaç yakalayacağız seni. Bulacağız seni saklandığın çukurda. Etlerini doğrayıp ziyafet çekeceğiz kahkahalarla.

Modern dünyada dört duvar içinde tekrar doğdu bir giden. İnsanların olmadığı tek yer olan uzaya gitti. Olmadı, yine başaramadı kaçmayı. Başka bir evde doğdu tekrar. Alışmaya çalıştı insanlara. Arkadaşları oldu, ailesi oldu hatta aşık bile oldu. Ama içindeki o gitme duygusunu bir türlü yenemedi. Hepsini geride bırakıp kaçtı yine. Ama her zaman ki gibi etrafındaki isimler değişmişti sadece. Her şey aynıydı. Bir birinin kopyasıydı tüm dünya. Artık kaçmanın tek bir yolu kalmıştı. Dünyayı terk etti. Kendini denize bıraktı. Geldiği yere geri döndü. Ve istediği huzura kavuştu.