Giordano Bruno – 16.Yüzyıl Kozmolojisi

Konuya geçmeden önce Giardano Bruno kimdir sorusuna yanıt arayalım.

Bruno olarak 1548 yılında İtalya’nın Nola kasabasında dünyaya geldi. Aslına bakarsanız ilgi alanları çok fazlaydı, bugün onu filozof, rahip, gökbilimci, okültist, Rönesans felsefesini şekillendiren filozofların en önemlilerinden birisi olarak anıyoruz ayrıca şair yönüyle de edebiyata da epey yakın bir düşünürdür. Ona doğacı coşkunluğun düşünürü de denilebilir.

Bruno yaklaşık on dört yaşındayken Dominiken isimli bir Hristiyan tarikatına katıldı. Evren modeli olarak Kopernikus sistemi ile tanışınca, bazı şeyleri sorgulamaya başladı ve tarikattan ayrılma kararı aldı, buna bağlı olarak Hristiyan inancıyla arasındaki bütün ipleri koparttı. Kiliseye karşı bir sistem içinde yer aldığından din sapkınlığı ile suçlandı. Engizisyon baskısından kurtulmak için önce Roma’ya ve ardından Kuzey İtalya’ya kaçtı. Görüşleri yüzünden suçlu görüldüğünü için hiçbir yerde kalıcı olarak yaşayamıyordu, sürekli gezdi. Cenevre’ye geçti, ardından Güney Fransa, Paris ve Londra’da devam etti.

1582 yılında Sorbonne Üniversitesinde bir mevki elde etti. Londra’da yapıtlarının bir bölümünü bastırdı. Londra’dan kısa bir süreliğine yine Paris’e geçen Bruno, bu defa da Almanya’ya gitti ve eserlerini yayımlatma çabalarını sürdürdü. Daha sonra Zürih’e geçen Bruno, bir İtalyan aristokrat tarafından Venedik’e davet edilince bu daveti kabul etti.

Burada Galileo Galilei ile tanıştı. Ama Mocenigo adlı bir aristokratla çatışınca, onun tarafından Engizisyona teslim edildi. Ona, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylendi. Ama o, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermedi ve ölüme mahkûm edildi.

Giordano Bruno’nun şu sözü adeta anlam buldu:

“Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.”

Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan İtalyan filozof, Kopernik’in tezini savundu. Evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu söyledi.

Çağının çok ötesindeydi, insanların farkına varmadığı gerçekleri söyledi ve insanlar inançlarıyla çeliştiğini düşünerek Bruno’ya çok zor bir hayat yaşattı. Onu hapsettiler, kitaplarını yaktılar ve en son idam etmeye karar verdiler. Bugün onu idam edenlerin isimlerini hatırlamıyorsak ve onu hatırlıyorsak bu Zekâ’nın Deha’nın bir işaretidir. Bruno’nun hayat hikâyesi herkese ders olarak okutulacak bir konudur. Dünya’nın Evrenin merkezi olmadığını söyleyen ilk düşünürlerdendir. Onunla tanıştığımıza göre öne sürdüğü fikirlere bakmaya başlayabiliriz.

Bruno ve Kozmoloji:

Bruno’nun “yeni felsefe” olarak adlandırdığı şeyi nasıl ve ne zaman geliştirmeye başladığı belirsizdir fakat 1582 tarihli “Fikirlerin Gölgesi” kitabında heliosentrisizm (Güneş Merkezcilik) de dâhil olmak üzere birkaç önermesi kozmoloji konusundaki fikirlerine işaret ediyor. Bununla birlikte, ilk ayrıntılı açıklaması, 1584’te Londra’da Kül Çarşambası Akşam Yemeği’nde geldi. Londra’da yayınlanan ve Kopernik’in “Göksel Kürelerin Devrimleri Üzerine (1543)” kitabında açıklandığı Güneş merkezli hipotezine katıldığını söyledi.

Kopernik’in hipotezinin yalnızca yanlış bir düşünce olduğu yönündeki çağdaş iddiaları reddeden Bruno, kozmosun geleneksel Aristoteles’ten kalma Ptolemaik (Dünya merkezli evren) görüşünü çürüttüğünü açıkladı.

İlk olarak, Aristoteles’in her bir alt öğenin kozmosun merkezinde sabit bir “doğal yeri” olduğu doktrinini çürütüyordu, bilindiği gibi Aristoteles dünyanın evrenin merkezi olduğunu düşünüyordu. Bununla birlikte dünya hareketsiz güneş, ay, gezegenler ve yıldızların dünyanın etrafında dairesel yörüngeler kullanarak hareket ettiğini savunuyordu. Onun fikri tam merkezde dünya ve içinde bulunan su, ardından hava ve ateş küreleri şeklindeydi. Ayrıca elementlerin parçacıkları, bu doğal kürelerden çıkarılırsa, onları geri kazanmak için içsel bir dürtüye sahipti. Yağmur’un yağması veya ateşin yükseliyor olması bu fikirlerini zamanında doğru sanmasını sağlamış olabilir. Ayrıca Aristoteles Dünya’nın şeklinin yuvarlak olduğunu da ay tutulması sayesinde tahmin edebilmişti. Dönemi için ilerici olsa da bilgiler çoğunlukla yanlıştı.

Bruno Aristoteles’in aksine, Dünya’nın Güneş’i çevreleyen bir gezegen olduğunu ve gezegenlerin, dünyanın yani temel kürelerin sürekli hareket halinde olduğunu açıkladı. Elementlerin mutlak “doğal yerleri” yoktu. Bu fikirleri Marsilio Ficino’nun Neoplatonik elemental hareket fikirlerine, Copernicus’un yerçekimi doktrinine, Lucretius’un parçaların bütününde ağırlıksızlıklarına ilişkin yorumlarına ve kendini koruma skolastik kavramlarına dayanıyordu.

Petrus Apianus - Wikiwand
Peter Apian, “Cosmographicus liber” (1524, s. 6).

Yukardaki görsel Bruno’nun gözden düşürmeye çalıştığı Ortaçağ dönemindeki varsayılan evren modelini simgeliyor. Merkezde, toprak ve su kürelerinin bir kombinasyonu olarak anlaşılan karasal küre yatıyor. Bunları çevreleyen, diğer iki alt öğe, hava ve ateşin eş merkezli küreleri olarak resmedilmiş. Ateş küresinin ötesinde ise aşağıdakileri içeren bir ay üstü bölge vardır: İlk yedi kısım sırasıyla Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn’den oluşur ve bunların ardında da dört dış küre, gök kubbe (yani sabit yıldızların küresi) bulunmaktadır. Ne trajik ki Bruno bugün bize absürt gelen bu modelin yanlış olduğunu ısrarla söylediği için öldürülmüştür.

Kopernik’in henüz Bruno gelmeden yaptığı çalışmalar övgüye değer olsa da, güneş merkezli hipotezinin tüm sonuçlarının, nereye geleceğinden habersiz bir şekilde ölmüştü. Düşüncenin tam devrimini gerçekleştirmek, Bruno’ya kalmıştı.

Kopernik’in bu konudaki en korkunç kusuru, heliosentrik hipotezinin, kozmosun veya daha doğrusu evrenin sonlu ve benzersiz olduğu şeklindeki Aristotelesçi ve skolastik argümanlarını çürüttüğünü kabul etmemesiydi. O baskılara boyun eğmiş ve Bruno kadar cesaretli davranamamıştı.

Bir gök kubbenin ya da “sabit yıldızlar küresinin” dünya etrafında görünen günlük dönüşü, dünyanın güneşin etrafında dönerken kendi ekseni etrafında dönmesinin yarattığı bir illüzyondu. Bruno, kitaplarında evrenin ortak bir benzetme kullanmak için “soğan gibi” eş merkezli kürelerden oluşan sonlu bir küre olmadığında ısrar etti. Bunun yerine, hayal ettiği şey bizimki gibi sonsuz sayıda güneş sistemiyle doldurulmuş sonsuz, homojen bir genişlikti. Sizce başarısı, bu dünyada sadece bir kıtayı keşfetmiş olan Columbus’un başarısını ne kadar aştı? Columbus’u herkes bilirken Giardano Bruno’nun Dünya’ya dair bakışı değiştirmesine rağmen tanımıyor olması epey üzücü.

Giardano Bruno yaşadığı dönemde inançlarını yeni verilerle değiştirme olgunluğunu gösterebilen çok az sayıda insandan biriydi. Evrenin ve Tanrı’nın ayrı olduğuna inanmayıp bunları tek olarak düşündü ve onun hayal ettiği bu teklik çevresindeki insanların söylediği gibi kısıtlı değil sonsuzdu. Kozmolojiye dair kitaplar okuyup bunu aklındaki panteizm fikriyle birleştirdi ve kendi görüşlerini aktardığı özel kitaplar yazdı. İdealleri pasına ölümü göze aldı ve öldürüldü. Eğer sadece bir yüzyıl daha geç yaşasaydı öne sürdüğü fikirleri birçok insanın kabul ettiğini görebilecekti.

Bruno’nun ölümünün devamında çalışmalarına devam eden Johannes Kepler ve Galileo Galilei Kozmoloji ile alakalı ilerlemeleri sürdürdü. Bruno’nun ölümünün ardından geçen on senenin ardından Johannes Kepler ve Galileo Galilei Bruno’nun başından beri haklı olduklarını gördüler. Onlar da dünyadan göçtükten sonra sıra Newton’a gelmişti. Bilimin güzel yanı da bu değil mi sizce? İnsanlar diğer insanların ortaya koyduklarını ileri taşıyabiliyor ve elde ettiği bilgileri gözden geçirip geçmişteki kişinin yanlış yaptığı yerleri görebiliyorlar. Hiçbiri gerçeği bulduğunu iddia etmiyor ve kendi gibi düşünmeyen insanları öldürmüyorlar.

Ayrıca Neil deGrasse Tyson’ın sunmuş olduğu Cosmos belgeselinin 1.sezon 1.bölüm 16.dakikasından itibaren Giardano Bruno’nun hikayesi anlatılıyor. Bu konu ilginizi çektiyse eminim Belgeselin Bruno’ya dair söyledikleri de ilginizi çekecektir. Bu gönderinin üstünden söylediğim videoya ulaşabilir ve izleyebilirsiniz. Tıpkı onun yaptığı gibi sorgulamaktan, düşünmekten korkmamanızı dilerim. Unutmayın çoğunluk her zaman haklı değildir.