Hem neden izliyoruz ki? Bu televizyon bozuk!

Neden izliyoruz ki sahiden? Neden esaretine kapılıyoruz devrin felaketine? Kara kutular ele geçirdi hikmetin cevherini. Ademin oğulları yakalayamadı bir türlü hakikati. Boğulduk sığ sularda, anlamsız arayışlar için…

Hüznün derinliğinde boğuluyorken gözler,
Gece göğü teselli eden yıldızlar mısın?
Ya da saçlarını topluyorken parlak eller,
Şu zarafeti resmeden kızlar mısın?

Bilmem ki hangi maddede belirir saflığın,
Belki de akan bir çaydaki şeffaflığın.
Durdurulur mu durulmaz suyun seyri?
Işığı arayan düşkünlerin sokak lambalarından şehri.

Ve bu şehri gizliyorken şu kalabalık sesler,
Sen de sessiz bir kuytuda, biriken o ıssızlar mısın?
Yaşamı tadamamış gençte, erken gelen geçte,
Şu mizahını kaybetmiş skeçte!
Sen de toy bir yürek gibi sızlar mısın?

Bu betimlediğim, biz kumandasız izleyicilerin mi eseri?
Bence hareketli bir resimdeki fırçasız özveri.
Hem niye izliyoruz ki, bu televizyon bozukmuş!
Çünkü her izleyici şu kara kutuda ışığı arayan bir mahkum olmuş.
Baksana biz kalem acizleri, sen ise, asıl kalem tutan kişi!
Peki bu senaryoyu sen yazar mısın?

Mesela biri düşürüyor kitaplarını çantasından,
Koşuyorken yetişmeye çalıştığı otobüsün arkasından.
Veya bir çocuk kaçıyor dar bir sokakta, insanlara çarparak,
Top oynarken camını kırdığı adamın, öfkesinden korkarak.

Hangi sahnenin, hangi oyuncusunda,
Galiba, şu kurgunun son sorusu sorulacak,
Saydığımız yıldızların en sonuncusunda.

Bir noel gecesinde yağan kar mısın?
Ya da bunu dediğim için beni yakar mısın?
Alnımızı yere koyunca bizi duyar mısın?
Yoksa o kitaplarda, gözden kaçan ya da anlaşılamayan bir satır mısın?

Ey aklın dışında ve sonsuzluğun yaşında olan,
Lütfen düşüncelerim kör olmadan!
Şu televizyonu kapatır mısın?