Hrant Dink (19 Ocak 2007)

Ben hayatımda hiç adam öldürmedim. Bir örgüt mensubu olarak hiç yargılanmadım. Hayali ihracat veya vergi kaçakçılığından da mahkûm olmadım. Siyasi nedenlerle yargılandığım tüm davalardan beraat ettim, hiçbir mahkûmiyet yemedim. Hiçbir mahkeme hakkımda ‘Yurt dışına çıkamaz!’ diye bir karar da vermedi.

Ama İçişleri Bakanlığı bana bugüne değin pasaport vermedi. Sakıncalıymışım. Sakıncalılığımın gerekçesi ise bana bugüne kadar hiç söylenmedi.

Her neyse! Tüm bu haksızlığa rağmen, itiraf etmeliyim ki hâlimden şikâyet edecek bir konumda değilim. En nihayetinde burası benim memleketim, fazlasıyla yetiyor zaten… Bu haksızlığın giderilmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmamı telkin eden avukatlarıma da kulak asmadım. Yurtseverlik aşkıma yenilip ‘Gerek yok!’ dedim hep.

‘Lanet olsun o pasaporta eğer Avrupa mahkemesinin kararıyla alacaksam. Verecekse bu devlet versin, vermeyecekse de vermesin. Kimseye yalvaracak değilim!’ Bu konudaki düşüncem bundan ibarettir.”

SAKINCALILAR BÖLÜĞÜ

Ermeni olduğum için hayatımda birçok ayrımcılık yaşadım. Bunlardan biri de askerlik yaparken oldu. 1986’da Denizli 12. Piyade Alayı’na sekiz aylık kısa dönem askerlik için gittiğimde devremdeki tüm arkadaşlarıma yemin töreninden sonra erbaş rütbesi taktılar ve bir tek beni ayırıp er olarak bıraktılar. Yine sakıncalı olduğum için… İki çocuk sahibi koca bir adamdım, umursamamam gerekiyordu belki. Amma velakin fena koymuştu bu ayrımcılık. Tören sonrasında herkes ailesiyle mutluluğunu yaşarken, teneke barakanın arkasında tek başıma saatlerce ağladım.”

Müge KOÇTÜRK

“Bir yaz Antalya Titreyen Göl’deki misafirliğimiz Kurban Bayramı’na denk gelmişti. Ben kurban kestirmek isteyince bizi sabah erkenden kurban almaya götürmüştü. Ben Müslüman, o Hristiyan… Birlikte kurban kesmiştik. Unutamadığım anlarımdan biridir.

Delal

Biz evde ideolojik bir ortamda büyütülmedik. Babam bir solcuydu ama sosyalizm, solculuk gibi konuları konuşmadı benimle. Ama sonuçta koca bir kütüphane dolusu kitapla büyüdük evde. 1915 olaylarını da anlatmadı hiç. Böyle konular hiç konuşulmazdı evde.”

ARARAT

“Evde aşırı siyasi ortam yoktu. O gün ciddi bir gelişme olmamışsa politika konuşulmazdı. Ermeni sorunu ise evdeki konuşmaların ancak yüzde onu kadardı. Vakıflara yapılan haksızlıklarla ilgili bizimle ne konuşsun ki! Bunlar bir ailenin konuşacağı konular olabilir mi? 1915 olayları, tehcir ya da adı her neyse… Öyle bir şey konuşulduğunu hatırlamıyorum evde.

SERA

Evimizin hâlini düşünüyorum da çok garipti. Sürekli bu ülkeden gitme ihtimallerinden söz edildi ben kendimi bildim bileli. Ama hiç kalkışmadık. Hepimiz çok iyi biliyorduk, burasıydı bizim evimiz. Başka nerede yaşayabilirdik ki! Her konuşmadan sonra odama çekilip gözyaşı dökerdim. Sonuç olarak bırakıp gidemedik buraları. Sonunda da babamı kaybettiğimizle kaldık. Vatanımız bizi fena cezalandırmıştı onu sahiplendiğimiz için.”

19 Ocak 2007’de vurdular Hrant’ı. Agos gazetesinin imtiyaz sahibiydi. Ermeni’ydi. Kesin bir halt yemişti. Ohh, iyi olsundu!

Klasik kafayla yetişmiş insanlar, buna ben, ailem ve çevrem de dahil, sırf Ermeni diye üzülmedik bile. Onun ne yaşadığından haberimiz bile yoktu. Yaptıklarından, ne yapmaya çalıştığından, bu ülkeyi yani Türkiye’yi ne olarak gördüğünden… Ermeni Diyasporası’nı eleştirdiğinden bile haberlerimiz yoktu. Ermeni’ydi işte. “Geberdi gitti!” dedik.

Yukarıdaki satırları aldığım Tuba Çandar’ın “Hrant” kitabından sonra değişti bakışım. Kendimi ayıpladım. Başka kaynaklardan da okudukça kendimden utandım.

Hrant için Türk milliyetçiliği de Ermeni milliyetçiliği de aynı şeydi. İki halkın bu hastalığından kurtulmasıydı onun derdi. Bir Ermeni, sırf Türk diye birine kin gütmemeliydi. Bir Türk sırf Ermeni diye birine kin gütmemeliydi.

Anlatabildi mi?

Evet, en azından bana Tuba Çandar vasıtasıyla anlatabildi. Ben eskiden konuştuğum cümleleri yutkundum, ondan ve onun gibi düşünen tüm Ermenilerden özrümü diledim. Umarım bir yerlerde bu özrü duyup kabul etmiştir.

Toprağın bol olsun Hrant Dink!

.

.