Il Postino//Pablo Neruda

”Il Postino” Directed by Massimo Troisi

1994 ‧ Romantik/Dram

Bir postanenin ‘Bisikletli Postacı Aranıyor’ ilanı Mario’nun yolunun çizgisini tamamen değiştiriyor. Film, Pablo Neruda’nın komünist fikirleri nedeniyle ülkesinde barınamayıp terk etmek zorunda kaldığı için İtalya’da ikamet ettiği dönemde geçiyor. Ona verilen evin bulunduğu adada yaşayan Mario ise onun özel postacısı oluyor. 

Mario’nun saf aşkı, saf dostluğu, saf hayranlığı ve saf mecazları filmi izlediğim süre ve biraz sonrasına kadar yüzümde tebessüm bıraktı. Pablo’nun protestolarına, bir şeyleri değiştirmeye olan cesaretine, mecazlarına ve şiirlerine olan hayranlığı; öğrenmeye ve Beatrice için birkaç mecaz söylemeye hevesi; sevdiği, savunduğu, düşündüğü her şey için olan gayreti şimdilerde kaybettiğimizi düşündüğüm duyguları tekrar uyandırmama vesile olmuştu. Hisleriyle yaşayan biri olarak tüm dürüstlüğümle size şunu söyleyebilirim ki, saf olan sevgiyi hissettiğim başka bir film daha olmadı. 

Aldığım Sinema Tarihi dersi süresince bu film için hocamın anlattığına göre filmin yönetmeni Massimo Troisi, başrol oyuncusu Mario’yu canlandırmaktadır. Bu filmin senaryosunu eline aldıktan hemen sonra öğrendiği hastalığının tedavisini çekimlerin bitişine kadar ertelemiş fakat çekimlerin tamamlanmasından hemen sonra hayatını kaybetmiştir. 

-Onlara dedim ki, burada merhaba demek isteyen bir arkadaşımla beraberim. Onlara beni misafir eden bu güzel ülke hakkında güzel bir şeyler söyle.

-Ada hakkında güzel bir şeyler mi?

-Evet, adanın kendine has güzelliklerinden biri hakkında.

-Beatrice Russo.

Pablo Neruda (1904-1973)

Çek şair Jan Neruda’dan esinlenerek seçtiği takma adıyla tanıdığımız Pablo Neruda -daha sonrasında yasal adı olarak kaldı- tam ismiyle Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto, 1904 yılında Şili’de öğretmen bir anne ve işçi bir babadan dünyaya gelmiş bir şairdir. Fransızca ve Pedagoji okudu. 1927-35 yılları arasında hükümet elçisi oldu ve birçok şehirde görev yaptı. İspanyol şair Garcia Lorca’nın milliyetçiler tarafından öldürülmesi Neruda’nın hem şair hem siyasi kişiliğine bir darbe vurmuştu ve bu sebepten önce İspanya daha sonra Fransa’da cumhuriyetçi hareketlere katıldı. Eserleri çeşitli dillere çevrilmeye başladığında elçilik yaptığı ülkelerde sıkıntılar yaşadı ve Şili’ye döndü. Şili Komünist Partisi’ne katıldı. Dönem başkanının grevdeki madencilere baskıcı protestolarını protesto ettiği için kendi ülkesinde 2 yıl kaçak yaşadı. Daha sonra yurt dışına çıktı ve çeşitli ülkelerde bulundu. 

Şili başkanlığına aday gösterilmiş fakat seçilememiş ve seçilen Allende’nin büyük destekçisi olmuştur. Şili’nin Fransa elçisi olarak görev yapmaya başlamıştır fakat bir yıl sonra sağlık sebepleri nedeniyle dönmüş ve 1973 yılında ölmüştür. 

Ölüm sebebi her ne kadar kanser olarak açıklansa da dünya görüşüne karşıt olan 1973 Şili Darbesi’nin hemen ardından gerçekleşen ölümü akıllarda birçok soru işareti bırakmıştır. Darbeyle başa gelmiş olan yönetim Neruda’nın cenazesinin kalabalık kaldırılmasına yasak getirmiş olsa da cenaze yasağa başkaldıran binlerce kişi ile birlikte kaldırılmıştır.  

‘’Yoruldum işte insan olmaktan.
Terzilere, sinemalara gidiyorum işte,
şaşkınım, kapalıyım, çuhadan bir kuğu gibi
sorular, küller denizinde salınıyorum.’’  Neruda/Walking Around

Neruda ve Nazım Hikmet arasındaki fikir ve şiir arkadaşlığını anlatmak isterim. Moskova’da olduğu dönemde taşrada Hikmet ile birçok kez buluştuğunu anlatıyor Neruda. Hikmet’le Sovyet Rusya’da yaşadığı dönemde rastladıklarını ve onun hayat hikayesine bizzat onun ağzından şahit olduğunu söylüyor. Çarptırıldığı cezaları, hapishane anılarını, sayısız işkencelerini dinlemiş. Aşklarından, hayatla mücadelesinden ve ona tutunmasından öylesine etkilenmiş olacak ki Nazım Hikmet adına Nobel ödülünü alırken diyor ki, ‘’Onun yanında biz şair bile olamayız.’’ 

Yazdığı ”Nazım’a Bir Güz Çelengi” şiirindeki, ”Neden öldün Nazım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız şimdi, Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar bulabilecek miyiz bir daha?” dizelerini daha iyi anlayabilmemiz için bir anısını onun ağzından dinlememiz daha iyi olur diye düşündüm.

Bana anlatılanlara göre Nâzım önce bitkin düşene kadar güvertede yürütülmüş, sonra da beline kadar ayakyolundaki pisliğin içine sokulmuş. Benim şair dostum pislik kokusundan bayılacak ve aklını yitirecek duruma gelmiş. Fakat son anda kendini toparlamış. Düşünmüş, cellatlar beni bir yerden gözetliyorlar. Çöküp, pisliğin içine devrileceğimi görmek, kötü kaderime sevinmek istiyorlar. İşte o anda gururuyla gücü de geri geliyor. Önce ağırdan, usul usul şarkı söylemeye başlıyor. Sonra sesini yükseltiyor, iyice bağıra bağıra şarkılar söylüyor. O anda aklına gelen, bildiği halk türkülerini, aşk türkülerini, şiirlerini, halkının ezgilerini… İşte böyle yenmişti pislikleri ve acılarını.

Bana bütün bunları anlattıktan sonra şöyle demiştim ona: ‘’ Kardeşim, sen o türkülerini herkes için söyledin! Bizler bundan sonra ne yapmamız gerektiğini düşünmekten hiç çekinmeyeceğiz! Ne zaman şarkı söylemeye başlamamız gerektiğini de artık biliyoruz.’’

Pablo Neruda, Yaşadığımı İtiraf Ediyorum – ‘Sürgün Hayatımın Başlangıcı ve Sonu’

nerelerdeydin diye sorarsan
‘hep eskisi gibi’ diyeceğim.
toprağı örten taşlardan söz edeceğim,
sürdükçe kendini harcayan ırmaktan; 
ben yalnız kuşların yitirdiklerini bilirim,
gerilerde kalan denizi bilirim, bir de ağlayan 
ablamı.

ama bu sınırın ötesine geçmeliyim,
dişlemeliyim sessizliğin çevresindeki kabuğu,
ne karşılık vereceğimi bilemem:

öyle çok ki ölüler,
ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler,
ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler,
ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller,
ve öyle çok ki unutmak istediklerim.

Pablo Neruda / Unutmak Yok 

Çeviri: Tomris Uyar