İNTERKOLİK

Hepimiz biliyoruz ki geçmişten günümüze kadar pek çok şey değişti. Artık sadece ‘nerede o eski bayramlar…’ demiyor, ‘nerede o eski günler’ diyoruz ne yazık ki! Gün geçtikçe gelişen teknolojiyi, gerileyen insanlık takip ediyor.

Eskiden sobanın çevresinde oturarak, kümeler oluşturup birbirlerine hikayeler anlatan, sohbetler eden insanların yerini, odasına çekilip telefonun/bilgisayarın içinde, sanal alemde yaşam sürdüren robotlar aldı. Bu robota dönüşen insanlar ailelerini yemekten yemeğe görüp, gerekmedikçe konuşmaz oldular. Bu asosyallik elbette dış dünyada da devam etti. Bir masanın etrafında sözde sohbet muhabbet için toplanan arkadaşlar, başları önde telefondan çıkmaya fırsat bulamadıkları için; sohbet n’aber den ötesine geçemedi. Sahi bu kadar bağımlı olmayı gerektirecek ne vardı bu sanal alemde?

Anın tadını çıkarmayıp tamamen ‘like’ almak adına, ‘beğenilen’ olmak adına gittiğimiz enteresan mekanların fotoğraflarını paylaşıyoruz. Yaşamadan, anın tadını çıkarmadan, tamamen vitrinsel olarak… Bununla birlikte, beğenilme arzusu içerisinde çekilmiş binlerce pozlar var. Hepimiz beğenilmek isteriz ama ‘Sabah akşam paylaşımımı kaç kişi beğenmiş?’ diyerek internet sayfamıza bakmak da aslında bir ruh sağlığı sorununa işaret ediyor. Sosyal medya platformlarında bu tür etkileşimler sanal, sahte, yapay ve kozmetik sorunlara da yol açıyor. Çoğu zaman insanlar kendilerini olduğundan farklı gösteriyor. Sürekli beğenilme isteği temelde öz güven eksikliğinin sonucu. Kendimizi yeterince beğenmiyorsak başkalarının bizi beğenmesini ısrarla isteriz.”

Eskiden sokakta oynayan çocuklar vardı bir de. Saklambaç, körebe, köşe kapmaca, yakan top oynamayı bilen çocuklar. Şimdi  her çocuğun elinde bir tablet; adeta susması için eline verilen bir çıngırak gibi. Bu durumun suçlusu elbette ki ebeveynler. Çocuklarıyla vakit geçirebilen, onlarla oyunlar oynayan aileler bir elin beş parmağını geçmez vaziyete geldi. Bebeklikten başlanarak susması için eline verilen telefonlar, tabii ki bebeklerin dikkatini çekerek bu aletle tanışmış oldular. Sonrası malum.. Büyüdükten sonrada bu çocuklara özel tabletler alındı. Al şunu da sus der gibi.. Sonuç olarak çocuklar artık sokaklarda değil, ‘pubg’ gibi programlarda koşmaya başladılar. Keşke çocuklarımızın eline tablet yerine, kitap tutuşturmayı becerebilseydik…

Neden şu kısacık ömrümüzü verimli geçirerek yaşamıyoruz. Bize hiçbir katkısı bulunmayan bu mecra, hayatımızdan bile değerli mi sahiden? Umarım çok geç olmadan, teknolojiyi faydalı yönde kullanmayı öğrenir insanlık. Umarım artık birbirimize like atmanın, sohbet yerine geçmediğini ve ekranlar yerine birbirimizin gözlerinin içine bakarak konuşmayı öğreniriz. Ve umarım ki hala çok geç olmamıştır.