K’alıntılar•1

Kitapların insanlar üzerinde derin etkiler yarattığına inanırım. Bazı kitapların bizde yarattığı etkiler ise çok daha fazla. En azından kendi adıma öyle olduğunu söyleyebilirim. Okuyup hipnotize olmuşçasına etkilendiğim kitaplardan altını çizdiğim cümleleri tekrar tekrar okumak.. Sanırım ömrümün tamamı bu şekilde geçecek. Hani yeni keşfettiğiniz bir şarkıyı hem herkes dinlesin hem de kimse bilmesin istersiniz ya, benim de sevdiğim şeyler üzerindeki tutumum tam olarak bu.. Ama bir farkla, sevdiğim şeyleri sevdiklerimle paylaşmak beni çok daha mutlu eder. Şimdi de öyle yapacağım. Minik kütüphanemden okuyup bitirdiğimde içimde oluşan boşlukta kaybolduğum bazı kitaplardan ve bu kitaplarda, okuduğum zaman kafamı kaldırıp birkaç dakika boşluğa bakarak hayatımı sorguladığım, daha sonra da kalemi elime alıp usulca altını çizdiğim satırlardan bahsetmek istiyorum. Evet bu kitapları çok seviyorum ve kimseyle paylaşmak istemiyorum ama bir kitap herkeste tam anlamıyla aynı hissiyatı uyandırmaz. Yani size her ne kadar dokunsa da bana hissettirdiği gibi hissettirmeyecek tam olarak. Bu da içimi rahatlatıyor. Bu seride, o çok sevdiğim kitapları kıskanmayacak ve size onlardan bahsedeceğim. Serinin ilk kitabı olarak da en sevdiğim kitapla başlamak istiyorum.


Simyacı/ Paulo Coelho (Çeviri: Özdemir İnce):

Simyacı, Ah Simyacı! Çocukluğumun romanı olduğunu düşünmüştüm ilk okuduğumda, hayatımın romanıymış. Hâlâ izlerini en derinlerimde taşırım. Delikanlı ile çıktığımız o uzun ve zorlu yolculukta karşılaştığımız her şeyin bir anlamının olması, bize çok şey katıp geleceğimizi şekillendirmesi… Tıpkı hayat yolculuğu gibi değil mi? Bazen önümüze çıkan engellere sinirlenip boşa çabalamışız gibi hissetsek de aslında kaderin bizim için planı çok farklıdır. İstediğimiz şeyi verir, verir vermesine de bu biraz zaman alır. Verdiği zaman da en iyi şekilde verir, yanında çok daha güzel bir hediyeyle birlikte sunar onu bize. Bana kitap okumayı sevdiren, elime alır almaz tek solukta okuyup bitirince derin hayallere daldığım bu muhteşem kitaba gelin altını çizdiğim satırlarla göz atalım:


“Çobanların da, tıpkı denizciler ve gezgin satıcılar gibi, kendilerini yeryüzünde başıboş dolaşmaktan vazgeçirtecek birinin yaşadığı bir kente uğrayabileceklerini biliyordu.”



“Öyle zamanlar vardır ki, insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez.”


“Kötülük,” dedi Simyacı, “İnsanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır.”



“Ben gidiyorum.” dedi. “Ve geri geleceğimi bilmeni istiyorum. Seni seviyorum, çünkü…”
“Hiçbir şey söyleme,” diyerek sözünü kesti Fatima. “İnsan sevdiği için sever. Aşkın hiçbir gerekçesi yoktur.”
Ama gene de yanıtladı delikanlı:
– “Seni seviyorum, çünkü bir düş gördüm, sonra bir krala rastladım, billuriye sattım, çölü geçtim, kabileler savaşa tutuştular ve bir simyacının oturduğu yeri öğrenmek için bir kuyunun yanına geldim. Seni seviyorum, çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.”


“En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.”


“Delikanlı ikinci gün, bütün öğle sonu boyunca çöle baktı. Yüreğini dinledi. Ve çöl de delikanlıyı saran korkuyu dinledi.
İkisi de aynı dili konuşuyorlardı.”



“Rüzgâr, bana senin Aşk’ı tanıdığını söyledi,” dedi delikanlı Güneş’e. “Aşk’ı biliyorsan, Evrenin Ruhu’nu da biliyorsundur, çünkü o da Aşk’tan yapılmıştır.”



“Çünkü Aşk, ne çöl gibi devinimsiz durmaktan, ne rüzgâr gibi dünyayı dolaşmaktan, ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir. Aşk, Evrenin Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür. İlk kez onun içine girdiğim zaman, onun kusursuz olduğunu sandım. Ama daha sonra onu, yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu, onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm. Evrenin Runu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, daha ya da daha kötü olacaktır. Aşk’ın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.”


“Samyeli o gün daha önce hiç esmemiş olduğu gibi esti.”


“Yüreğinin söylediklerini dikkatle dinlemeye çalışarak iki buçuk saat çölde yol aldı. Hazinesinin gizli olduğu yeri ona yüreği söyleyecekti. ‘Hazinen neredeyse yüreğin de orada olacak,’ demişti Simyacı.”