Kanserden Ölen Kadının Son Mektubu

Hiç bu kadar ölüm saçar gibi hissettiniz mi kendinizi?
Her yaptığınızın son oluşunu hisseder gibi oldunuz mu?
Hissediyorsunuz, yavaş yavaş erimeyi ve işin garibi bunu hissettikçe her şeyi daha da çok seviyorsunuz. Fakat sevdikçe doyamıyorsunuz. Her sabah gözlerinizi açtığınızda, eksilen bir gün daha olduğunu hatırlayınca hayatı öyle bir kucaklıyorsunuz ki…

Hani, depresyona gireriz, çok kötü şeyler yaşar, her şeye isyan ederiz ya… Etmeyelim. Çünkü hayat çok kıymetli, hele ki bir gün bizden alınacağını bile bile devam edince, bir ağaç olmayı bile yaşamak istiyorsunuz, duyguların hepsini tatmak, su olup sonsuzca akmak, her şeyi görmek istiyorsunuz.

Kıskanırım ben, ben gidince yapamadığım her şeyi bir başkaları yapacak diye. Benim görmem gereken daha nice şeyler varken, hak mıydı bu dünyadan gönderilmek? Sevdiğime sıkı sıkı sarılınca hiç bırakmak istemezken, sesime hasret kalması hak mı?

Ölümü hissetmekten çok, yaşamanın önemi döküldü kalemimden. Bir yakınınızın bile ölüme yaklaşması, son nefesinde onun yanında olmanız ölümü hissetmek için yeterli bir sebeptir. En kötüsü ise, kafanda simgeler belirleyip, imgeleyerek sonun sana geldiğini görürsün. ”Yapacak neyim var?” diye düşünüyorsun. Bu daha da telaşlandırır seni. Elin ayağına karışıp hem her şeyi çok hızlı yaşamak istersin, zaman kaybetmek istemezsin, hem de öylece yatıp savunmasızca beklemek istersin. Aşkı hissedersin, arkadaşlığı, aile bağlarını daha da güçlendirmek istersin. En çok aşka aşık olursun tekrar tekrar, yaşamaya doyamazsın. Hele bir de geride kalmak zorunda olan kişi olarak görünce aşkını, içine bir ağrı saplanır ki, ”İşte gideceksem şimdi gideyim!” diyorsun. Bir anlığına bencil olup o yükü sırtlanıp kabul etmektense, bir kaçış istiyorsun. Bir yandan ise biraz daha zaman…

Bir hayat daha verilseydi yapacağım şey, her dakikasını değerlendirmek olurdu. Gör, yaşa, vazgeçme. Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor…