Kayıp Kuşağın İhtiyacı : Swing

Caz müziğini herkes duydu peki onun bir alt türü olarak da nitelendirebileceğimiz Swing’i duyan var mı aranızda?

1920’li yıllarda 1. Dünya Savaşı’nın yıprattığı dünyayı iyileştirmek pek de mümkün değildi, mesela savaştan etkilenmeyen yer de kalmamıştı. Bir başka savaşa gebe zaferler, asla sindirilemeyen yenilgiler, hayatta kalsalar bile paramparça olan insanlardan söz ediyoruz sonuçta. Onlar ki içimizde sakladığımız vahşetin tadına sonuna kadar bakmışlardı ve bunu tükürmek hiç de kolay değildi. Ve her ne kadar bilmiyor olsalar da kapıda bir savaş daha bekliyordu, hayat kısaydı, ölüm arkamızdaydı. Şimdilerde farkında değiliz hiçbirimiz evlerimizin rahatında, beğenmezlik edebildiğimiz lokmalarla, sıkış tıkış gardolaplarımızla hala şikayet ediyoruz doymamakla… Fakat biliyorum ne alaka diyeceksiniz Amerika’dır Swing’in vatanı. Lakin evrenseldir müzik, tanrıların tüm insanlara bir hediyesidir. Böyle bir mucizenin ise yalnızca New York-Harlem sokaklarında dans etmesi büyük bir haksızlık olmaz mıydı? Dönemin Amerikası ne şanslıdır ki(!) savaşın dışında kalmayı  büyük oranda başarmıştır ama sonrasında gelen ekonomik krizlerden yakasını kurtarmak o kadar da kolay olmamıştır. İşte bizim hikayemiz de o zamana uzanıyor.

Şimdilerde sözde özgürlüğün, her zaman kaçışın ve yeni başlangıçların ülkesi olan o harika Amerikan rüyasında eski dünyada kalması gereken kölecilik düzeni 1920’lerde de devam ediyordu. ABD’deki ırkçılık ve ayrımcılık, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı sırasında Wall Street borsasının da krize girmesiyle siyahların ekonomik durumlarını daha da kötüleştirmişti. 1919’da kabul edilen içki yasağıyla birlikte ayılan Amerikan toplumunu 1930’lara gelindiğinde zapt etmek mümkün olmayınca bu ‘asil deneme’ son bulmuş oldu. Müzik sektörüne gelirsek eğer yeraltı örgütleri gece kulüplerinin işletilmesini kontrolü altında tutmakta ve müzisyenler bu günlerde endişeli ebeveynlerin öngördüğü üzere aç ve işsiz kalmaktaydı. Daha sonrasında bu dönemin gençleri ‘Kayıp Kuşak’ olarak anılacaktı ve bu ismi sonuna kadar da hak etmişlerdi. Kayıp kuşağın ihtiyacı neydi bilmiyorum fakat onların eseri olan bir müzik ve dans cümbüşü sahneleri yerinden oynatıverdi. 1925- 1930 yılları arasında temelleri atılan Swing 30’larda ise altın çağını yaşıyor. Öncülerinin aksine “Two Beat Jazz” (iki vuruşlu caz) değil de “Four Beat Jazz”(dört vuruşlu caz)ı kullanarak, hızlı, ritmik, enerjik ve akılda kalan müziğiyle, büyük şatafatlı orkestralarıyla dans severlerin gönlünü çalacak olan müziğin gelin bazı örneklerine bakalım.

Caz dinleyip de kedi kadın Fitzgerald’ı bilmeyen var mıdır ?

Karşınızda Swingin kralı, muhteşem klarnetçi: Benny Goodman.

Disiplinli, tutarlı ve sürekli : Jimmy Lunceford.

Çingenelerin müzik ruhuyla : Django Reinhardt.