Kendini Doğurmak

Olur olmadık nefesleri hissediyorum ensemde, saç diplerimin karıncalanması bile rahatsız etmeye yetiyor artık. Arkamda birinin olmadığını biliyor muyum? Beni kızgın bir demirin ucuyla dürtermiş gibi tenimi kanatarak uyandıranın yalnızca ne olmadığını biliyorum, yetmiyor. Sanki rahmimi yararcasına, tırnaklarını bedenime batıra batıra içimden çıkmaya çalışan bu hissiyata kendini doğurmak adını veriyorum. Her gün farklı saatlerde buluşuyoruz, birbirimize alışıyoruz artık. Yüzüme çarpan onca kapının eşiğinde debelenirken buluyorum bazen kendimi, bazen vücudumun soluk, mermer beyazdan pürüzlü bir al renge geçişini izliyorum kaynayan suların altında. Düşünceler, oradan oraya koşuşturmaktan başka bir eğlencesi olmayan çocuklar gibi devinim halinde zihnimde. Kaçamıyorum, susturamıyorum. Artık kendimi bile kandıramıyorum…

Ne kurtarabiliyorum ne cezalandırmaktan vazgeçiyorum beni, tıpkı bitmek bilmeyen rezil bir kan davası gibi sürüp gidiyor içimde bu kargaşa. Belki, hâlâ az da olsa insanımdır diye hissetmeye zorluyorum, incitiyorum kendimi. Mekanikleşen hareketlerimle devam ediyorum günlerime, uyanır uyanmaz sigara yakıyorum, bazen uyanmıyorum. Bazen hiç uyanmıyorum, sanırım kendimi anlatırken hep uyuyor olacağım. Aksi takdirde, ya bir gün uyanır ve hesap sormak istersem? O zaman, içinde yaşadığınız aldatıcı güzellikteki camdan kalelerinizi, bir yumrukla tuzla buz ederim belki yılların hıncıyla, kim bilir? Benden duymaya alışık olmadığınız sözcükleri sarf ederim, yargılanmak için yepyeni malzemeler veririm elinize! Belki de beyhude bu çabam, hiçbir şey değişmeyecektir nihayetinde.

Her şeyin farklı olabileceği bir senaryonun hayalini düşlüyorum şimdilerde. Eteğimden dökülen ağırlığınca elemin yerini umut alıyor bu kez, endişeye yer vermeyen ben oluyorum. Sırtıma art arda konan yastıklar var, omuzlarım ilk kez böylesine rahat. Ancak biliyorum ki, belkilerle harcanmayacak bir raf ömrüm kaldı artık geriye, kalkıp doğruluyorum, hem yeniden doğuyorum hem kendimi doğuruyorum.