Kitaplarımı Babam Yaktı!

Artık bana çok uzak bir anı bu ama o gün kalbimde hissettiğim derin sızı hiç unutturmadı kendini.

Küçük bir şehrin dört yanı kayalıklarla çevrili bir kasabasında, buradan bir gün çıkabilme umuduyla geçirdim çocukluğumu, ilk gençliğimi. Tüm arkadaşlarımdan daha hevesliydim okumaya, elime ne geçerse okurdum. O zamanlar gazete çok kıymetliydi, sadece bizim sokaktaki kahvede bulunurdu. Hoş! Kahvedekiler de okumayı bilmezdi, ben de kahvede gazeteyi  onlara okurdum. Okurken pek mühim hissederdim kendimi. Yıl bin dokuz yüz yetmişler, gazetelerde bin bir türlü olay… Her gün bir başka olay… Başlarda çok korkuyordum haberleri okurken. Boykotlar, öğrenci yürüyüşleri, çatışmalar, tutuklananlar, aranan kaçaklar… Ama sonraları okurken bir heyecan kaplardı içimi. Fakülteli öğrencilerin fikirleri, istekleri için verdiği mücadele coşkuyla doldururdu içimi. Hep onlar gibi olmak istiyordum. Onlar gibi okumak, yazmak, konuşmak, haklarımı bilmek, bildirmek, gerekirse mücadele etmek… İçine atıldığım bu kör kuyudan çıkmak istiyordum. Ama şehir merkezindeki okuluma bile ne zorluklarla gidiyordum, hatta arada sırada tüm hayallerimi bir kenara bırakıp okulu bırakmayı düşündüğüm oluyordu.

Yine bu düşüncelerle çamura bata çıka eve döndüğüm bir akşam üzeri elinde kitaplarla dolu kocaman bez çanta taşıyan birine ilişti gözüm. Geniş omuzlu, uzun boylu bu adam elindeki çantanın ağırlığına aldırmadan öyle büyük adımlarla ve öyle gururlu yürüyordu ki…  O gazetelerde gördüğüm, hep olma hayalleri kurduğum öğrencilerden biri vardı sanki önümde. Konuşmak istiyordum ama ne konuşulur hiç bilmiyordum. Sonunda heyecanımı bastırıp selam verdim. Başladım bu zamana kadar okuduğum haberlerden öğrendiklerimi anlatmaya. Başka bir bilgi birikimim de yoktu zaten. Önce bir yüzüme baktı, yarım ağız gülümsedi bana. Sonra o da konuşmaya başladı. Benim ona anlattığım olayları yorumladı, gazetelerde görmediğim onlarca olay anlattı. Ben ilk kez okuduklarımı kullanıyor, kendi fikirlerimi paylaşabiliyor ve kimseden duymadıklarımı duyuyordum. Bu duygular içinde yürürken yol ayrımına geldik, içimdeki hüzün yüzüme yansımış olacak ki elini omzuma koydu ve daha önce hiç deneyimlemediğim bir baba şefkatiyle omzuma üç kez vurdu. Elindeki çantayı bana uzattı.  “Sana emanetler.” dedi ve orada ayrıldı yollarımız. Evin yakınına geldiğimde bir duvarın dibinde durdum, çantanın içinden bir kitap çıkardım ‘Sefiller’. Hiç kitabım olmamıştı daha önce, hiç böyle bir kitaba dokunmamıştım o güne kadar. Tüm sayfalarını ağır ağır çevirdim, her sayfada ellerimi gezdirdim. Sonra bu kitabı ceketimin içine sakladım, diğerlerini de çantayla beraber ambardaki bir buğday çuvalının içine koydum.

Eve girdim. O günden sonra her okul çıkışında hava kararana kadar gizli gizli kitap okuyordum. Soğuk havaya hiç aldırmıyordum, soğuğu hissetmiyordum bile. Yine böyle bir gün, hava kararmaya yüz tutunca okuduğum kitabı hep yaptığım gibi ceketimin içine saklayıp eve döndüm. Bahçeden içeri adımımı atar atmaz ambara sakladığım kitapları yerlerde, aralarından kopan bazı sayfaları etrafta savrulurken gördüm. Kalbim öyle hızla çarpıyordu ki olduğum yerde kaldım. Babamı gördüm sonra. Dev bir ateş yakmış başında duruyordu, ben de kendimi toparlayıp korkak adımlarla yaklaştım ateşin yanına. Dizlerinin üzerine çöktü babam, “Seni gazetelerde aranan talebe çocukla görmüşler, bunları da sana o mu verdi?” diye sordu. Cevaplamak için ağzımı açtım ama sesim çıkmıyordu, sadece başımı salladım. “Bugün pazar yerinde duydum, o talebeleri asmışlar.” dedi. Gözleri dolmuştu, onu ilk kez böyle görüyordum. “Sonun öyle olmasın, okursan kavgaya girersin, daha iyisini istersin, çeker gidersin, sus derler susmazsın en sonunda da böyle zorla sustururlar. Bugün var yarın yok olanın nefretinde boğulma isterim, artık okumayacaksın.” dedi.  Artık gizlemeye gücüm kalmayınca sakladığım son kitabı da kendi ellerimle babama verdim. Kitapları büyüyen ateşin içine attı, hepsinin yanışını izledim. Ateş sönene kadar başında bekledim. Sönmüş ateşin içinde, küskün çocuklardan geriye kalan küllere dokundum. Sonra kalkıp külleri süpürdüm. Eve girdim, bir daha okula hiç gitmedim. Kitabım hiç olmadı.

Babam o gün beni kavgayla kaybedilen bir hayattan kaçırdı; susarak, saklanarak ölmeye mahkum etti. O gün idam edilenlerle hayallerimi astım ben de. O kasabadan hiç çıkmadan, hayatın bana verdiği kadarıyla geldim bugüne.