‘KÖRLÜK’ KİTAP İNCELEMESİ

Eğer hala okumayanlar varsa yaşadığımız şu zor dönemlerde muhakkak okunulması gereken bir kitap. Gündemimiz korona salgını iken, bu kitapta işlenen ‘körlük’ salgını bize birçok ders çıkartacaktır. Ben bu kitabı karantinada okuduğum için bayağı etkilendim. Koronadan önce okumuş olsaydım bu kadar etkilenir miydim bilmiyorum açıkçası. Saramago’nun yine tüm ezberleri bozarak kaleme aldığı bu hikayenin, okuyuculara farklı bir bakış açısı kazandıracağına inanıyorum.

Körlük; ‘Bakabiliyorsan gör, görebiliyorsan fark et…’ sözüyle başlayan ve ‘Sonradan kör olmadık, biz zaten kördük… ” gibi etkileyici bir finalle biten kurgusu insanı adeta uykudan uyandırıyor. Bu cümlelerin Yunus Emre’ye ait olduğunu hatırlatalım. Hikaye, bir adamın araba sürerken birden kör olmasıyla başlıyor. Bu adamla temasta bulunan herkesi esir alan bir körlük salgınına dönüşüyor. Normal körlükten farklı olarak siyah yerine bembeyaz görüyorlar. Bu nedenle salgına ‘beyaz körlük’ adı veriliyor. Sağlık bakanlığının aldığı kararla kör olanlar kullanılmayan bir akıl hastanesinde karantina altına alınıyorlar. Kendilerine bulaşılmasından korktukları için onlarla ilgilenilmiyor, hatta kurallara uymayıp kaçmaya çalışanlar ölümle tehdit ediliyor, birbirlerini öldürmeleri beklenmiş ” yılan ölürse zehri de ölür … ” mantığıyla yeni dünya düzeninin insana ve insan onuruna verdiği değeri göstermiştir. Lakin roman kahramanlarından kör olan doktorun karısı sebebi belirtilmemekle beraber kör olmuyor; ancak kocasını yalnız bırakmamak için körmüş gibi yaparak onunla birlikte kalıyor. Doktorun kör olmamasının sebebi belki de diğer insanların sahip olmadığı erdemin, ahlakın ve iyiliğin simgesi olmasıdır. Karantinadaki süreçte öncelikle eşine daha sonra orada tanıştığı arkadaşlarına yardımcı olmaya çalışıyor. Toplumun görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olduğu bu salgın, insanoğlunun içinde taşıdığı ve fırsatını bulunca ya da zorda kalınca ortaya çıkardığı vahşice davranışlara da sahne oluyor. Salgın ve doğurduğu sonuçlar her ne kadar en ince detayına kadar tasvir de edilmiş olsa, aslında satır aralarında mecazi bir körlükten bahsedildiğini anlıyorsunuz. Yani görme yetisinin kaybedilmesi bir metafor olarak kullanılmış, aslında toplumun yozlaşmışlığına karşı insanların kafalarını adeta kuma gömdükleri gerçeği dozunda bir eleştiriyle anlatılmıştır. Körler daima bir savaş halindedir. Doktorun karısı vicdansız körlerin liderini öldürmeye karar verdiği ana kadar kendini gizleyerek, yeterince sorumluluk almayarak ve riske girmeyerek, bugünkü toplumda da bir çok örneğini görebileceğimiz bir karakteri canlandırmıştır. O kadar ki gören tek insan akıl hastanesinin kapılarının açık olduğunu dahi görmemiş ve bunu tesadüfen öğrenmiştir. Belki de tek kör odur… Beklenen düzen ve barış için kadınların fedakarlığını, her çağda, coğrafyada, dilde ve kültürde kadın olmanın ve kadınlık onurunu korumanın zor olduğunu ve ”Örgütlenmek bir bakıma görmektir.” diyerek tüm kötülüklerle mücadelenin dayanışmak, direnmek ve örgütlenmek olduğunu evrensel bir dille anlatmıştır. Yazar, insanların çok güvendiği sektörün, bir salgın ile çok kısa bir sürede çaresiz kalıp, yıkılabileceğini göstermeye çalışmıştır. Yönetimi ele geçirme çabası içerisindeki insanların, diğerleri üzerinde kurduğu baskıyı ve diğer insanların boyun eğişini, basiretsiz hükümetin krizi yönetmekten aciz kalışını açıkça görüyoruz. Saramago, körlüğü hiç umudun kalmadığı bir dünyada yaşamaya benzetmiş ve ”Kör olmak istersen olursun.” sözüyle bakan ama görmeyen insanlara ayna tutmuştur. Toplumsal yaşamın nasıl bir vahşete dönüşebileceğini müthiş bir incelikle gözler önüne sererken, insana dair son umut kırıntısını da bir kadının tek başına örgütlediği dayanışma ve direniş örneğiyle sergileyen bir eserdir. Kitabı okurken verilmek istenen duyguları sonuna kadar yaşayıp, dibine kadar utanacak, insanlığınızı sorgulayacak, vicdanınızı tazeleyeceksiniz. Yazının başında da söylemiştim; bu bir ‘uyanış’ kitabı çünkü.

Daha fazla uzatmadan, kitapta çok beğendiğim bir diyalogla bitirmek istiyorum:

-Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana?

-Söyle

-Bence biz kör olmadık, zaten kördük..

-Gören körler mi?

-Gördüğü halde görmeyen körler…