Küçük Amerika: Türkiye Büyük Türkiye: Amerika

3 Kasım 2020 tarihinde yapılan Amerikan Başkanlık Seçimi’nde kimileri şaşırsa da Donald Trump herkesin malumu olduğu üzere başkanlık yarışını kaybetti.

Henüz Senato Biden’ın başkanlığını onaylamadan Washington’da büyüyen olaylar, özellikle eski başkan Donald Trump’ın yandaşlarını sokağa dökmesi ülkede infiale neden oldu. Bu durumun perde arkasında yaşanan olaylar da aslına bakarsanız herkesin malumu. Sorunu doğru tespit bir adam başkan seçildi fakat başkanlığı süresince tespit ettiği sorunların çözümüne yönelik pek de adım atmaması halkı pek memnun etmedi. Biden’ı her ne kadar başkan olarak görmek istemeseler de Trump’ın sözlerini tutmamasını Amerikalılar affetmedi. Peki, Trump’ın doğru tespit ettiği “sorun” neydi?

Yukarıda gördüğünüz grafikte Amerikalı insanların gelir dağılımındaki değişikliği gösteriliyor. Alttaki çizgi insanların gerçek maaşları. Yukarıdaki çizgi ise eşit gelir dağılımı yapılsa insanların gerçek maaşlarının nereye çıkacağını gösteriyor. 1970 ve 80’li yıllarda özgürlükler ülkesi denen Amerika’yı gerçekten özgürlükler ülkesi yapan eşit gelir dağılımının nispeten daha düzgün olduğunu görüyorsunuz ama yıllar geçtikçe tepedeki elit kesimin pastadan aldığı pay büyüyor ve aradaki fark da kapanmayacak düzeyde açılıyor. Bu tablo size yabancı gelmesin. Ülkemizde de durum aynen bu.

Bu tablo tam da şunu gösteriyor. Eskiden bir işçi daha çok çalışıyor ve daha çok üretiyorsa, daha fazla para kazanıyordu. Özellikle 1973’ten sonra işçilerin üretimden aldıkları pay düşmeye başladı. 73’ten itibaren üretkenlik sürekli artmasına rağmen çalışanların bundan aldığı pay yerinde saymaya başladı. Fabrikalar, firmalar, holding patronları devasa paralar kazanırken işçi kesim avucunu yaladı. 2010 sonrasında üretim karşısında işçiyle patron arasında kazanılan para farkına dikkatlice bakmanızı isterim. Zira ülkemizde de bu tablo tarihleri dikkate almazsak aynen geçerli.

Bu tabloda üstteki çizgi Amerika’nın en çok kazanan %1’lik zengin tayfasını gösteriyor. Alttaki çizgi ise %90’lık alt gelir grubu. 1980’den itibaren zenginlerin ne kadar zenginleştiği, alt grubun ise sürekli yerinde saydığı bir grafik bu. Bizde durum bir tık farklı. Türkiye’de genç kuşak, babalarının aldığı kadar maaş alamıyor. Banka hesaplarına yatan para bunu yalanlasa da enflasyona bakıldığında alım gücünün gittikçe azaldığı alenen ortada. Zenginlerin kazandığı para %100’den fazla artarken alt tabakanın 40 yılda aldığı para sadece %15 artmış görünüyor.

En alttaki çizgi Amerika’da en az kazanan kazanan kesimi, ortadaki çizgi orta gelir grubunu gösteriyor. 1980’den itibaren alt gelir grubundakilerin kazandığı parada %5’lir bir düşüş görünüyor. Üst gelir grubu, nereye bakarsanız bakın hep aynı. Kazandıkları para gittikçe artıyor. Para parayı çeker algısı sadece bize özgü değil anlaşılan.

Bu tabloda bir CEO’nun kazandığı paranın, orta gelir grubundaki insanlara nazaran kaç kat arttığını görüyoruz. 1970, 80’li yıllarda 20 ila 30 kat fark varken 1990’dan itibaren 50 katın üstüne çıkması 2000’li yılların başında neredeyse 400 kat fark atması insan aklını zorlayan bir yükseliş. Türkiye’de hem özel sektörde hem de devlet kademesinde maaşlar arasındaki uçuk fark, gelir dağılımında adaletin gözetilmediğinin de en belirgin göstergelerinden biri.

Bu grafik de sendikalaşmanın önemini gösteren bir ayna rolü üstlenmiş. Amerika’da ne zaman sendikalaşma artmış, o zaman gelir adaletsizliği de normal düzeye inmiş görünüyor. Sendikalaşmanın zaman içinde bilinçli olarak azaltılması, çok net bir şekilde gelir dağılımındaki farkın ne denli büyüdüğünün de göstergesi. Hükümetler, işçi ve emekçi sınıfın isteklerini dikkate almak yerine patronların isteklerini dikkate aldıklarından, kimse bu gelir adaletsizliğine yeteri kadar ses çıkaramamış. Türkiye’de son dönemde yaşanan Asgari Ücret Belirleme Komisyonu tarafından alınan ve sendikaların sınıfta kaldığı toplantılar, aslında dünyanın öteki ucunu gösteren bu grafiğin Türkiye için de aynı düzlemde olduğunun en büyük kanıtı. Birlik değilseniz, hakkınızı arayacak doğru adamlara sendikaları emanet etmezseniz, her seferinde hükümetler ve patronlar daha çoğunu kazanmaya, emekçinin sırtından servetlerini büyütmeye devam edecekler mesajı veriyor.

Amerika’da yaşanan olayların perde arkasında aslına bakarsanız bu vahim tablonun sonuçlarını okuyoruz. Trump, ilk seçim yarışında sorunu tespit edip bunların çözümlerinin birer birer uygulanacağı sözünü vermişti ama geçen sürede hırçın bir politika güderek verdiği sözleri yok saydı. Eski başkanlar gibi sistemin adamlarını daha da zengin hâle getirdi. Sonucunda seçimi kaybetti. Şimdi Trump, ilk seçimde kullandığı dile dönerek seçimi kaybettiği netleşirse bu adaletsiz gelir dağılımının daha da büyük boyutlara çıkacağı propagandasını yaparak insanları hem elit kesime hem de Senato’ya karşı kışkırtıyor.

Türkiye’ye ilk kez kim “Küçük Amerika” dedi bilmiyorum ama Celal Bayar’ın gazetelerde çıkan manşetini anımsıyorum. Kimin dediğinin de bir önemi yok. Ekonomide atılan adımların sürekli olarak para babalarını kollaması hem Türkiye’yi hem de örnek aldığı Amerika’yı dar boğaza sokmuş görünüyor. Amerika’nın bizden farkı Apple, Amazon, Silikon Vadisi, Tesla gibi milyar dolarlarla oynayan şirketlere ev sahipliği yapması.

Vatan gazetesinde 21 Ekim 1957 günü yayımlanan haber

Hayırlı İşler Türkiye!

.

.

Kaynak:

Wage Stagnation in Nine Charts