KUMRAL YAŞANMIŞLIKLAR

Savruk bir Ağustos zemherisinde

Kumral yaşanmışlıklar çöreklenir bileklerime.

Gülüşün yaşında bir kadın oluveririm.

Ve yaşlı bir şarap dibinin keskinliğinde

Yakar genzimi körpe dudakların.

En mahrem gölgelerime yüzün düşer.

Titrek bakışların düşer…

Utangaçlığının süt kokulu yavrusu,

Külfetli sevişlerin düşer.

 

Avunur Tanrıçalar senin keşfedilmişliğinle,

Var oluşun ciğerlerime dolar.

Parçalar aldığım her nefes gırtlağımı.

Kanım çekilir damarlarımdan, kurur iliklerim.

Hani bir çaksam varlığını

İçimdeki kayıp yöreye !

Takvimleri bozguna uğratıp, gökyüzünü çekeceğim üstümüze.

Ve sevgilim ecnebi bir kaçışla göç ederken satır başlarımdan sen,

Geleceğimizin ufuk çizgisinden kayboluşlarını izleyeceğim.

Bir avuç deniz suyunun parmaklıkları,

İhmalkar dolanacak boynuma.

İçimdeki tırtıla koza olacak tenimin zerrelerini okşayan taşlar.

Bazı kör gecelerde yosmaları ağırlayacağız koynunda.

Kokunu ikram edeceğiz hissiz et yığınlarına.

Ucuzlatmayacağız yine de sevişmeleri, savaşacağız.

Kutsayacağız  kadın boyunlarını.

 

Lil’in esintisiyle saniyelerin birinde,

Usulca süzülüp kozamdan…

Dudaklarının altı,

Sakallarının üstü olan medeniyetime konacağım.

Her yansımanda, soylu gelişlerimi öpeceksin zarafetle.

Kimseler bilmeyecek nefesini içtiğimi.

Ebabil kuşları besleyeceğim oracıkta,

Gökkuşağına mevzilenen…

Uygarlığım, iliklerinden süzülüp gelen

Ve kasıklarımla belediğim Ahura Mazda’yla hüküm sürecek !

İnsanlık tarihinin Ehrimen’lerini alt edecek

Kutlu bir oğul bırakacağım medeniyetime.

 

Tanrı kadar yalnız barınacak,

Sakalların ile dudakların arasında.

Annenin şefkati doğuran göğüsleri gibi süt kokacak dili,

Ve babanın yokluğu kadar ağır olacak oğulluğu.

Uygarlıklarım, milyon yıllar  süregelerek

Var olacak sakallarının üstünde,

Dudaklarının alt sınırında.

Sevgiden yana kavgam bitmedi, hiç bitmeyecek.