Loie Füller ve Oscar Schlemmer

Schlemmer, Craigci anlayışa yakın bir görüş sergiler. Craig’e göre sahnede aktör veya canlı birisi yerine bir “üstün kukla” olmalıdır. Schlemmer’e göreyse, sahnede canlı bir aktör olsa bile bu, bedeniyle, kostümlerle vs. bedenin sınırlarını aşmalı, soyutluğu kullanarak sözlü anlatımın -kendisine göre- yetersizliğini aşmalıdır. Eskizlerinde de her şey geometrik bir düzlem içerisindedir. Aktörün bedeninin hareketleri, sahnenin düzeni, hatta soyut anlamda bir performansı oluşturan kavramlar bile geometrik bir şekildir. Schlemmerci anlayışa göre matematiksel düzel, her anlamda önde olan bir öge olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca Schlemmer’e göre soyutlaşma, somut anlatıma göre daha sınırsız ve engelleri olmayan bir anlatıma olanak vermektedir. Bir aktörün bedeniyle yaptığı sözsüz bir anlatımı, sözlü bir anlatıma tercih etmektedir Schlemmer. Ona göre sahnenin iki farklı düzlemi vardır; ilki mekânın geometrik düzlemi, kapladığı alan, hareket imkânı, kısaca mekânın varoluşu, ikincisiyse aktörün bedeninin varoluşu, onun kendi geometrik kuralları ve sınırlarıdır. Sonuçta mekânın var olduğu düzlemin yasaları ve insan bedeninin yasaları apayrıdır. Bu nedenle sahnedeki performansın iki seçeneği oluyor; ya mekânın düzlemi bozulup, geometrisi değişerek doğal hale gelecek ve insan bedenine uyacaktır, ya da insan bedeni mekânın yasalarına itaat edecektir. Wagnerci anlayışa göre Wagner, nasıl opera sanatının tiyatroya üstün bir sanat olduğunu düşünüyorsa, Schlemmer de bir farklı şekilde “dans”ın üstün geldiğini savunuyor gibi geliyor bana. Verilen makalede Schlemmer, ya aktör mekânın düzlemine uyacak ve ona itaat edecek, ya da mekân değişip aktörün bedenine uyacaktır anlamında konuşur. Ancak Schlemmer’e göre her iki şekilde de var olabilen sanatçı dansçıdır. Dansçı hem bedeninin düzleminde var olabilirken hem de mekâna uyabilen bir sanatçıdır ona göre. Bedenin sözsüz anlatımının, sözlü anlatımdan daha soyut, dolayısıyla soyutlukla birlikte daha sınırsız olduğunu savunmuştur. Dans, jimnastik ve akrobasiden farklıdır. Akrobasi dansa dahil olabilirken jimnastik dansa dahil değildir bana kalırsa. Eğer bu doğru olsaydı bedenin sınırlarını aşan her türlü çalışmayı incelemek gerekirdi, halbuki sahneden olan, bedenin sınırlarını aşan yegâne durum danstır Schlemmer’e göre. Bu şekilde yorumladığıma “Dans”ın, jimnastiğe ve diğer kavramlara olan uzak farkını anlayabiliyorum. Aynı zamanda Schlemmer, Appia ve Craig’e, sahnedeki ışık ve renk armonisi konusunda da benzemektedir. Ancak makalesinden de anladığımız üzere onun için çok önde olan bir kavram değildir bu. İlgimi çeken bir anlatımında, mekânın soyutsallığını anlatmak için, ne kadar ışık olursa olsun boşluğum renksiz olduğundan bahseder Schlemmer.

Schlemmer’e göre, bedenin sınırları bir nebze aşılabilse bile, yeteri kadar aşılamayacaktır. Örneğin bir aktör sahnedeyken havada yatay duramayacaktır, 5 metre zıplayamayacaktır. Bedenin dışına çıkılması Schlemmer’e göre “komik olandan kozmik olana” kadar gidebilir. Zaten verilen eskizlerde ciddi anlamda ürkütücü şekillere de denk gelmek mümkün oluyor. Bu noktada devreye kostümler giriyor. Kostümlerle birlikte bedenin sınırları tamamen olamasa da fazlasıyla aşılabilir. Yorumlanacak olan Loie Füller’in Serpentine Dance “Sürüngen Dansı” performansı buna çok güzel bir örnektir. Füller, kostümüyle beraber adeta geometrik bir şekle bürünerek, sahnedeki düzlemin bir parçası haline geliyor, ancak aynı zamanda insan bedenine ihanet etmeyerek mekâna teslim olmuyor, Schlemmer’in dediği gibi her iki düzlemde de var olup bu kavramlara karşı savabiliyor durumdadır. Karşımızda hem bedenini kullanarak dans eden hem de bedenini kullanmak suretiyle bedenin sınırlarını aşan, kostümlerle de bundan yardım alan dansçı, adeta hareketli bir geometrik figür haline gelmektedir. Sürekli de şekil değiştirmektedir. Schlemmer’in bahsettiği “kozmik” anlama yaklaşmış bir anlatımla, sanki sahneden hem insan olan hem de kozmik bir varlık olan bir cisim bulunmaktadır. Aynı zamanda hem bedeniyle birken hem de mekanla birleşmiştir. Hatta videonun bazı kısımlarında görüntüyü durdurduğumuz zaman, sahnede sadece geometrik bir heykel varmış gibi bile görünür bize. Füller küp bir sahnededir, ancak sahne sadece bir küpten öte bir geometrik düzlemdir, teknik olarak bir var oluş alemi de denilebilir. Bir boşluktur, geometrik bir boşluk. Bu matematiksel boşluk, insanın biyonik düzleminden bambaşkadır, işte bu sebepten ötürü mekân ve beden sürekli bir çatışma içerisindedir. Çatışmanın iki tarafında da savaşabilen kişi de Schlemmer’e göre dansçıdır. Teknik anlamda bedenin sınırlarını aşmak için çok da bir şeye gerek yoktur. Füller’in yaptığı şey, uzun kumaşlar giymek, çubuğa bağladığı başka kumaşları da kostümüne monte etmektir. Ancak bu sayede bize kozmik bir cisim, varlık ya da bir mekân gibi gözükebilmektedir. Schlemmer’in düşüncesine uymaktadır. Schlemmer’e göre zaten tam anlamda makineleşmek imkânsız gibidir. Ona göre makineleşecek olan makineleşmiştir, bizim makineleşmeyecek olanın farkında varmamız gerekmektedir. Bedenin mekanikleşmesi, aslında Meyerhold’ün biyomekanik kısmına uçtan uca bağlantılı gibidir. Aynı zamanda biyolojik olabilirken, hem de mekanik olmak bana kalırsa Schlemmer’in aradığı şeydir. Direkt olarak makineye dönüşmekten bahsetmiyor elbette. Füller de biyolojisini yok etmeden mekanla birleşmiş bir kozmik varlık gibi sahnede var olarak, bedenin sınırlarını aşabilmiştir.

 

Kaynakça: Oscar Schlemmer İnsan ve Sanat Figürü makalesi