Marcus Aurelius Felsefesi

En büyük Roma imparatorlarından biri olan Marcus Aurelius, MS 121’de doğdu. Ünlü kitabı “Kendime Düşünceler” felsefi anlayışları, alçak gönüllülüğü, insanlığı ve stoacı felsefesi hakkında bir dizi düşünceyi içeriyor. Bunu, herhangi bir yayın niyeti olmaksızın, herhangi bir başlık olmaksızın ve planlı bir genel yapı olmadan Yunanca olarak yazdı.

Peki, kendisine kitap yazmasını sağlayan neydi? Neden yayınlama niyeti olmadan yazdı?

Açıkçası, eşi benzeri olmadığı için krallıktaki en yalnız adamdı. Konuştuğu herkes maddi eşyalara ilgi duyuyordu ve ondan bir iyilik istiyordu. Kendisine bir kitap yazmasına neden olan felsefi eğilimini kimse anlayamadı ve gayet tabii herkes bu duruma hayran kaldı.

O, MS 161’den MS 180’e kadar 19 yıl boyunca Roma’nın imparatoruydu. İstediğiniz her şeye sahip olabileceğiz bir konumda olduğunuzu hayal edin, çünkü onun sözü Roma’da kanundur; istediği tüm paraya sahip olabilirdi, istediği her şeyi yiyip içebilirdi, istediği herhangi biriyle yatabilirdi, ama kendini asla küçük düşürmedi. Güç onu asla bozmadı ve bir insanın yaşayabileceği en yüksek potansiyellerinde yaşadı.

Stoacılığın en etkili eserlerinden biri olan “Kendime düşünceler” hayata dair bir içgörü ve netlik veren zamansız bir el kitabıdır. Marcus’un insan koşullarına ilişkin düşünceleri (yaşam ve ölüm, şüphe ve umutsuzluk, inanç ve çatışma) kişinin ruhunu harekete geçirme gücüne sahiptir.

Stoacılık ve Etkileri

Stoacılık, ciddi iç gözlemci insanlar için felsefi bir bakış açısıdır. Zevk reddi ile özetlenebilir. Bilge bir felsefi insanın doğaya uygun yaşaması gerektiği inancına sıkıca dayanır. Stoacı biri kendini korkudan kurtarmalı ve acıdan, yoksulluktan, ölümden ve diğer korkunç insan koşullarından korkmamalıdır.

Bir Stoacı’nın önemsemesi gereken tek şey, ahlaki yükümlülüklerini yerine getirmesidir. Herhangi bir şeyden korkuyorsa, ruhu üzerindeki kontrolünü kaybetmiş ve onu çevreleyen cazibelere teslim olmuş demektir.

Stoacılar sadece kontrol edebilecekleri şeylerle ilgilenirler. Diğer insanları, toplumu ve doğayı kontrol edemediklerini ve bunun ellerinde olmadığının bilincindedirler.

Stoacılara göre, kişinin kontrolünde olduğu tek şey, kişinin bireysel egosudur. Bilge bir adam sadece kendi iç iradesinin, niyetinin ve davranışının kontrolü altındadır. Davranışlarının, eylemlerinin ve duygularının ahlaki sorumluluğunu almalıdır. Kontrol edemediği hiçbir şey için sızlanmamalıdır.

Güç zehirlenmesi yaşamamış çok nadir insanlardan olan Marcus Aurelius hepimizin örnek alması gereken bir kişiliğe sahiptir. Onu biraz olsun tanımak ve düşüncelerine adım atabilmek için kitabından bazı alıntılar yapacağım.

  • “Bedenin bu hayatta direnirken, ruhunun pes etmesi yüz kızartıcıdır…”
  • “Bir insanın de­ğerinin, ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü aklın­dan çıkarma.”
  • “Elinde olmayan şeyler için üzülüyorsan, seni üzen bu şey değil, onun hakkındaki düşüncendir.”
  • ” ‘Sana dürüst davranmak istiyorum’ diyen birisi nasıl çürümüş ve sahtekardır. Ey insan, sen ne yapıyorsun? Bunu söylemene gerek yok. Dürüstlük kendiliğinden anlaşılmalı. Yüzünde yazmalı, sesinde çınlamalı.”
  • “Çünkü insanın çekileceği en güzel yer kendi içidir.”
  • “Bir insan seni suçladığında ya da kırdığında o insanın ruhunu inceleyerek nasıl bir insan olduğunu anlamaya çalış. Kafanda bir fikir oluştuğunda kendine acı çektirmenin gereksiz olduğunu göreceksin. Yine de onlara hoşgörü göster.”
  • “İnsana özgü bir yeteneksizliktir yaşayamamak.”
  • “Kesinlikle gerçekleştirmek istediğin şeyler için hızlan, boş umutları defet, eğer kendinle ilgiliysen, hâlâ mümkünken kendi yardımına kendin koş.”
  • “Arzular yüzünden yapılan hatalar, öfke yüzünden yapılanlardan daha ağırdır.”
  • “İnsanlar sizi, sadece aynı yerden canları yandıkları zaman anlar.”
  • “Dünyadaki hiçbir çıkar, verdiğiniz sözü tutmamaya veya kendinize olan saygınızı kaybetmeye değmez.”

Burada alıntıladığım sözler bence hayatımızın merkezine almamız gereken belli başlı cümlelerden birkaçı. Ki Aurelius’un kitabı sizi gerçekten sorgulatacak ve fikrinizi değiştirecek cümlelerle örülü. Bir hükümdarın bu tarz şeyler diyor olması günümüzde bize ne kadar uzak geliyor değil mi? Yaşadığımız dönemdeki hükümdarlar, Aurelius’in yüzde biri olsaydı muhtemelen bizim takdirimizi kazanırlardı. Onu tanımak, felsefesini ve hayat görüşünü anlamak bize hayatımızın her alanında ve yaşında bir şeyler katacaktır.