Müziğin Sesini Kıstıracak Bir Film ve Oscar’a Dair…

İzlenecek filmler listemde durmasına fazla dayanamadığım Sound of Metal’i bitirince uzun süredir bu kadar etkilendiğim bir film izlemediğimi fark ettim. Baş kahramanın hayatındaki dönüm noktası diyebileceğimiz o sahneden filmin son saniyesine kadar seyirciye yansıtılmak istenen duyguların hepsini hissettim. Çevremden duyduğum, gördüğüm tüm övgüleri hak ettiğine de ikna oldum böylelikle.

Daha sonra bu yazıyı yazmaya başlamadan sadece birkaç dakika önce Riz Ahmed’in bu yılki Oscar ödülleri için En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde aday olduğunu gördüm. Bu durum beni pek de şaşırtmadı, adaylığını elbette tahmin edebiliyordum fakat asıl heyecanlandığım kısım sonucun ne olacağı.

Yıllardır aldığı eleştiriler sonucu ırkçı duruşunu değiştirmiş gibi yapıp aslında yerinde sayan Akademi üyelerinin Pakistan asıllı oyuncu Riz Ahmed’i, bu kategoride ön yargılarını bir kenara bırakarak değerlendireceklerini düşünmek normalde biraz zor gelirdi. Fakat aday listelerini daha dikkatlı inceleyince Steve Yeun’un da aynı kategoride yer alan ilk Asyalı – Amerikalı olduğu detayı da umudumu bir nebze arttırdı diyebilirim. Tabi akademinin bu duruşunu yeni yeni değiştirmesi apayrı bir utanç olsa da bu konuya girersem yazının ne kadar uzayacağına ve birçoğunuzun sonuna kadar okumayacağına eminim. O yüzden kısaca toparlıyorum.

Son birkaç yıldır gerek zamansızlıklardan gerek samimiyetsiz hissettirmesinden Oscar törenini uykusuz kalmaya değer görmez, sadece ertesi gün kimler ödül almış diye kısa bir göz atardım. Bu sene ise bir istisna yapacağım gibi duruyor. Henüz izlemediğim aday filmleri de izledikten sonra o gece ekranın karşısına kurulup Riz Ahmed’in ödül konuşmasını izlemeyi planlıyorum. Umarım…