‘Nobody’ Film İncelemesi

Sinema tarihinde belki de içinde en çok film barındıran tür ‘aksiyon’ olsa gerek. Çünkü izleyicilerin bu türden beklentisi genel olarak aynıdır; sert geçen dövüş sahneleri, silahlı çatışmalar, absürt atlamalar vs. ancak bir konseptteki içerik sayısı ne kadar hızlı artıyorsa içeriklerin kalitesi bir o kadar düşmeye başlıyor. Bir süre sonra içinde ne kadar kaliteli oyuncu barındırırsa barındırsın bir Kanal D gece kuşağı filminin ötesine geçemiyor çoğu zaman filmler. Nobody (Önemsiz Biri) filmine de bu sebepten ötürü sıfır beklentiyle başladım. Ancak her geçen saniyede, her replikte, her kamera açısında bunun diğer aksiyon filmlerinden farklı olduğunu -neyse ki- erkenden fark edebildim. Hikayesi ve prodüksiyonuyla gerçekten bilgisayar ekranına resmen bağlandığımı belirtebilirim. Keşke bu virüs belası başımızda olmasaydı da bu ‘aksiyon’u büyük ekranda ve yüksek sesle sinemada izleme şansım olsaydı.

Başrolümüz Huntch Mansell’i (Bob Odenkirk) bir kedi, bir konserve balık ve ağzında bir sigara ile sorgu odasında görmemizle başlıyor film. Uzun bir süre neden karakterimizin sorgulandığını veya neden sorgu odasına bir kedi ile girdiğini öğrenemiyoruz. Film başlarda karakterimizin o sorgu odasına neden girdiğini bize anlatmaktan ziyade karakterimizin hayatının ne kadar tekdüze ve sıkıcı olduğunu gözümüze sokarak ilerliyor. Ancak bu bir gece vakti evlerine giren iki hırsızla son buluyor. Ve işte o geceden itibaren film, karakterimizin o sorgu odasında neden bulunduğunu, karakterimizin aslında gerçekten kim olduğunu ilmek ilmek işlemeye başlıyor. Bir gece vakti yaşadığı bir olay ile Rus mafyası ile başı derde giren başrolümüz Huntch Mansell’in aslında çok da ‘önemsiz biri’ olmadığını görmeye başlıyoruz.

Bu noktaya kadar Nobody ile John Wick’i birbirine benzetmek gerçekten mümkün. İki film de neden olduğunu anlamadığımız bir aksiyon sahnesi ile başlıyor, ikisinin de gerçek karakterini anlayabilmemiz için bir olay yaşamalarını bekliyoruz ve en sonunda ikisi de günü kurtarıyor. Nobody’i John Wick’ten ayıran unsur ise bana kalırsa komedi unsuru. Bilmiyorum benden başka kimse böyle hissetti mi ancak ben filmin ikinci yarısından Ölümlü Dünya tarzı bir komedi enerjisi aldım. Film tabii ki birdenbire tamamen komediye dönüşmüyor ancak bundan da kesinlikle çok sağlıklı bir şekilde faydalanıyor. Tamamen aksiyon konseptinden uzaklaşmamakla birlikte izleyiciyi de bir şekilde güldürmeyi başarıyor. Filmin yönetmeni Ilya Naishuller’ın ikinci uzun metraj filmi olan Nobody’nin senaryosu da Naishuller’a ait. Hikayeyi kendisi yazınca demek ki kafasında canlandırdığını yönetmesi daha kolay olmuş ve ortaya da daha başarılı bir iş çıkmış. Umarım diğer aksiyon film yönetmenleri de Nobody ve John Wick ile tutan bu formülü devam ettirirler ve biz de daha kaliteli aksiyon filmleri izleme şansına erişiriz.

DİPNOT: Bob Odenkirk’in sadece bir sit-com oyuncusu olmadığını aslında Better Call Saul’da da görmüştük ancak bu filmle beraber ben bir kez daha anladım ki Odenkirk, kendisine sadece yan rol verilemeyecek kadar muhteşem bir oyuncu. Bunu sadece bir buçuk saatlik aksiyon filminin biriyle söyleyebiliyorum, o yüzden şu adama artık Oscarlık bir filmin başrolünü verin acil!