O GÜN BIRAKTIM

 

 

Sıradan bir nisan gününde üç arkadaş mahallemizin futbol parkında top oynuyorduk. Üçgen şeklinde dağılmıştık ve birbirimize pas atarak kendimizce eğleniyorduk. Ya da ben öyle sanıyordum…

Topu bana attıklarında tutamayacağım şekilde hızlı ya da yüksek atıyorlardı. Bende yakalayamayınca, arkamı dönüp topu almaya gidiyordum. Bu ne zaman olsa, fısır fısır konuşmaya başlarlardı. Birkaç kez daha böyle devam ettikten sonra top oynamak umurlarından çıktı ve sohbet etmeye başladılar. Lakin ne konuştuklarını duyamıyordum. Sonra içlerinden birisi topu tam bana atacakken durdu ve “Kanka şu taşlardan kale kur da seni çalıştıralım biraz, haftaya maça kadar antrenman olur sana da.” dedi. Yüzümde ufak bir tebessüm oluşmuştu. Kale kurmak için taşları ayarlarken de kendi kendime “Bak, boş yere telaşlanmışsın. Seni denemek için hızlı ve havadan atmışlar. Benim iyi bir kaleci olmamı düşünüyorlar.” diye söyleniyordum. Haklılardı da. Önümüzdeki hafta okulumuzun çok önemli bir maçı vardı. Kazanırsak şampiyon olacaktık. Benim içinse apayrı bir önemi vardı. Çünkü bir önceki maçtan sonra hocamız, bir sonraki maçta, iki kulüp yetkilisinin beni izlemeye geleceğini söylemişti. Ne yapıp edip o maçta kendimi göstermeliydim. Eğer ki içlerinden biri bile beni beğenirse hayatım adına çok önemli bir gelişme olabilir ve profesyonel bir kulübün altyapısına girebilirdim. Kaleyi kurduktan sonra arkadaşlarım şut çekmeye başladı. İlk birkaç şuttan sonra atılan şutlarda bir gariplik hissettim. Toplar kale ile alakasız yerlere gidiyordu ve her seferinde koşup almam gerekiyordu. Birkaç kez üst üste koşunca yorulmaya başladım. Ama arkadaşlarıma düzgün vurmalarını söyleyemedim. Üzülmelerinden korktum. Ben nefes nefese tekrar kaleye geçtiğimde bu sefer gelen şut çok uzağa gitti ve arkamı dönüp topu almaya gittim. Koşacak halim kalmadığı için yürüyordum. Topu alıp arkamı döndüğümde iki arkadaşımı da koşarak uzaklaşırken gördüm. “Nereye gidiyorsunuz?” diye seslendim ama duymadılar. Kötüye yormadım ve sahanın kenarına oturup gelmelerini bekledim. Birkaç dakika sonra ellerinde, bitmek üzere olan çikolataları ile geldiler. O zaman anladım benden kaçtıklarını. Benden kaçmak için topu uzağıma atıyorlardı. Benden kaçıp çikolata almak için…

O an kendime “NEDEN?” diye sordum. Neden bana da söylemediler? Benim de cebimde param vardı. Ya da neden haber vermeden gittiler?

Neden kaçar gibi koştular? Gibi kelimesinin fazlalık olduğunu yaşım ilerledikçe daha iyi anlıyordum. Çünkü o gün benden kaçmışlardı.

 

O son topu aldıktan sonra arkamı döndüğümde, onların benden koşarak uzaklaşma anını hiçbir zaman unutamadım. Ben kötü biri değildim. Hiçbir zaman onlara bir kötülük yapmamıştım. Madem beni istemiyorlardı, o zaman neden benimle arkadaşlık kuruyorlardı?

Doğru ya, sadece benim topum vardı. Topa sahip olmanın kazanç değil kayıp olduğunu o gün öğrendim. Çocukluğumuz bize çok şey kazandırır. Evet, ama bazen de çok şey kaybettiriyormuş.

Ben o gün kaleciliği bıraktım.

Ben o gün, çikolata yemeyi bıraktım.