Ölüm gibi!

Ayaklarım çıplak.

Oysa hiç sevmem çıplak ayakla yere basmayı. Bir çift çorap bile değil. Her zaman ayağım bir çift ayakkabının içinde olmalı. Bana yakın olanlar bilir böbreklerimdeki kavgayı. O ayakkabılar çıkarsa ayağımdan; zırhını giyinmiş, kılıcını kuşanmış, özenle parlatılmış miğferini başına geçirmiş bir sancının var gücüyle vücuduma ne yapacağını…

Verdiğim kavgada ne çorap kaldı ne ayakkabı. Herkesin kavgası başka başka lakin kardeş kardeşe bunu yapmamalı.

Boşuna uğraştığımı, dahası boşuna yaşadığımı anladım bu gece. Verdiğim kavgada yanı başımdaki insanları bile ikna edememiş olmanın vurgunu var sinemde. İnsanın sinesi vurgun yiyince böbreklerini siktir ediyor. Ha çıplak basmışım yere ha bir isim silinmiş satırın bir yerinde. Ha sancı girmiş yine böbreklerime ha bir isim esirgenmiş kavganın içinde.

Kime ne derim? Kendimi nasıl izah ederim? Gün gelir de karşıma çıkarsa bu isim, el âlemin gözünde kendimi nasıl temize çekerim?”

Neyse! Tanımasam da seviyorum sizi.

Sakat, az çalışan iki böbreğim var. İsterseniz verebilirim birini. Biri yeter bana. Ciddiyim! Lazımsa böbreğimi bile veririm size. Size böbreğimi veriyorsam varın sevdiklerime ne fedakârlıklar yapabileceğimi siz düşünün. Asla ikiletmem. Bendeki öyle bir saflık. Bendeki öyle bir salaklık.

Böbreği benden aldığınızı söylemeyin ama. Hastalıklı bir imzam var benim. Namım pek sağlam değil. Sonra başınıza iş açmasın sakat böbreğim. Allah muhafaza, benden aldığınız duyulursa sizi de benim gibi sanırlar. Sizi de benimle aynı kategoriye sokarlar. Sokakta parmakla gösterirler, belki de taşlarlar. Öyle zamanlar gelir ki sırf bu yüzden ekmeğinizi bile elinizden alırlar. Aman ha! Aramızda kalsın.

Valla! İhtiyaç olursa, çekinmeyin, isteyin.

Ayaklarım çıplak. Yetişmezseniz, size verebileceğim yarım çalışan bir böbreğim bile kalmayacak.