Olympos Ekspresi- Başlangıca Yolculuk

Önce Khaos(kaos) vardı, her şeyden önce her şeyi bürüyen bir hiçlik. Öyle büyük bir hiçlikti ki kendini bile yutabiliyordu. Daha dünya var olmadan önce şekilsiz birkaç element bir araya gelmişti, iki çift laf bile edemeyen koca bir yığındı. Khaos ilk var olandı, mayalanmaya bırakılmış, yoğrulması gereken bir hamurdu. Khaos aslında yoktu devasa bir boşluktu. Hesiodos’un Theogoniasında, Khaos bir noktada çok sıkıldı ve özlerinden evrenin 5 bileşenini veya tanrılar türetti : Gaia ki o yeryüzüdür, şefkatli sandığımız toprak anadır; Tartaros yer altı çukurudur, tüm tanrıların cehennemidir; Eros ki bilirsiniz onu aşkın acımasız ve gerçek yüzüdür; Erebos her şeyin karanlığıdır; Nyx ise hiç bitmeyen gecedir. Khaos dişidir ve o da bir bakıma kızı Nyx ve torunları kader tanrıçaları (Moirai) gibi bir kader tanrıçasıdır. Her şeyin başı ve sonudur, adı geçince akan sular durulur. Ama bilmelisiniz ki henüz akan sular da var olmamıştır. Bu konuda söz söylemiş bir başka kişiye göre ise bizim gökyüzü adını verdiğimiz Uranos da Khaos’un çocuğudur. Bu fikri savunanlar Toprak Ana’nın önce gökyüzünü doğurup sonra gökyüzünden çocuk yapmasını ve o çocuklardan birini ise göğün altına hapsetmesini iğrenç bulanlardır. “Hayır hayır çocuğundan çocuk yapamazsın ama kardeşin mi hiç sorun değil bu çok dindarca bir hareket olur böyle devam et!” diyerek hikayelere farklı bakış açısı kazandıran insanlara “evet haklısın! tabiî ki de çok mantıklı, diğer dinlerde de kardeşler çocuk yapabiliyor zaten!” diyenler çok fazla olduğu için Uranos’u da Khaos’un çocuğu varsayarak hikâyeme devam edeceğim. Hem zaten inançların hepsi de varsayımlar üzerinden dönmüyor mu? o halde neden olmasın değil mi? Neden dünyanın düz bir çember, gökyüzü çarşaf gibi mavi bir örtü olduğunu kabul etmeyelim ki? Hatta çemberin merkezine de Yunanistan diyelim de gönlümüz hoş olsun.

Daha ince ve kibar olan Uranos ışığın, sıcaklığın, saflığın ve aynı anda her yerde oluşun fark edilir niteliklerine sahip olan, ışık ile havayı simgeleyen bir tanrıyken, sert düz ve yaşam veren Gaia besleyici ve büyütücü bir anne olarak görülmesinin yanı sıra ailenin de reisiydi. Ve fark etmişsinizdir Uranos mükemmel, asla sizi üzmeyecek bir erkek tasviri ama buraya minik bir dedikodu ekliyorum Uranos çocuklarını tanrıların cehennemine atmayı çok seven bir babaydı ve Gaia da bunun üzerine onu cehennem ile(Tartaros) aldattı. Eee sonuçta ana yüreği çocuklarından ayrılmaya katlanamıyor. Yine de oldukça romantik bir ilişkiye dünya üzerindeki en büyük düğün ile başlıyorlar, yer ve gök birleşiyor. İnanın bana onların düğünüyle yarışmanızın imkânı yok o yüzden tüm dünya üzerinde kıyamet gibi bir tören yapmayı sakın denemeyiniz, bu insanlık tarihi için oldukça sakıncalı bir hareket olacaktır. Uyarmadı demeyin! Fakat konumuza geri dönersek bu evliliğin ilk meyvesi – pardon tanrısı demem gerekirdi yoksa tanrıların meyve olduğuna inanan bir din daha türeyebilir- Gaia’yı çevreleyen, bu devirde olsa ana kuzusu olarak tanımlayabileceğimiz Okeanos’du. Okyanusun yağmurlarla ve yer altı sularıyla oluştuğuna inanan yarı bilimsel insanlarımız için bu çok romantik bir yaratılış… Oğlu olmasına rağmen bu derin ve büyük sular Gaia’ya çok anlamsız ya da korkutucu geldiğinden olacak O ki dağları ve Pontus(deniz)u yarattı. Pontusla birleşerek deniz tanrıları Nereus, Thaumas, Phorkys, Keto ve Eurybia’yı doğurdu. Tanrı olmanın en güzel yanı sevişebileceğin tanrılar yaratmak olsa gerek, birini beğenmedin mi yenisini yarat gitsin. Ne var yani sonuçta bir tanrısın, pardon çarpılmayalım tanrıçasın!
“Yüksek dağları yarattı sonra,

Konaklarında tanrıçalar oturan dağları.

Sonra denizi yarattı, ekin vermez denizi:

Azgın dalgalarıyla şişen Pontos’u.

Kimseyle sevişip birleşmeden yaptı bunu.”

Hesiodos-Theogonia

Gaia, sonra Tartaros’la birlikte olarak bütün canavarların babası ve en tehlikelisi sayılan, yarı yılan-yarı insan Typhon’u doğurur. Ama şimdi daha fazla Gaia’nın evlilik dışı ilişkilerinden konuşmayalım Uranos zaten paramparçayken onu daha da fazla parçalamayalım. Müjdeler olsun, müjdeler olsun ki Uranos’la Gaia’nın üçüz bebekleri oldu. Bunlar yarı insan biçimindeki Briareus, Gyges ve Kottos adlı yüz kollu devlerdi. Nam-ı diğer Hecatoncheires’ler kızdıklarında evreni sallayabiliyorlar, ağladıklarında depremler yaratabiliyorlardı, kaba ve gürültücüydüler. Yüz kollular kadar güçlü olmasalar da onların pek de minik sayılmayacak kardeşleri olan ilk Kyklop(kiklop)larda tek gözlü kabuslardı bu yüzden Uranos korktu ve onları Tartarus’a attı.

Üç yaman oğul ki korku ile anılır adları:

Kottos, Briareus, Gyes, başı göklerde çocuklar.

Her birinin yüz kolu vardı

Omuzlarından sarkan, korkunç,

Ve elli başı güçlü omuzları üstünde.

Korkunçtu koca bedenlerinin amansız gücü.

Böylesi korkunçtu Toprakla Gökün oğulları.

Babaları ilk günden iğrenmişti onlardan,

Doğar doğmaz gün ışınına çıkaracak yerde

Toprağın bağrına saklamıştı onları

Ve Uranos sürdürürken bu korkunç oyunu

Koca Toprak inim inim inliyordu zorundan.”

Hesiodos-Theogonia

Gaia ile Uranos’un diğer çocukları sürüsüne bereket 12 tane Titandı, (bunlardan ilkini yukarıda da saydık ama tekrar söylemekten zarar gelmez) bunlar: Okeanos, Ceos, Crios, Hyperion, Iapetus, Kronos, Theia, Rhea, Themis, Mnemosyne, Phoebe, Tethys idi. Gaia’nın hassas yüreği(!) üçüz bebeklerine yapılanlardan dolayı kinle dolmuştu ve diğer çocukları titanlarla birlikte kocasına komplo kurmaktan hiç de bile çekinmedi. Öfkesini evlatlarına birer birer aşıladı, öfkesi de her yerdeydi tıpkı onun gibi. “Dinleyin beni” dedi evlatlarına “Ne kadar babanız da olsa bu varlık, Odur kötülükleri ilkin tasarlamış olan.” öfkesi bulaşıcıydı. en küçük oğlu Kronos da dayanamadı haksızlığa ve tanrıçanın gözüne girmek istiyordu belki de. O meşhur tırpanını kaptı ve başladı tiradına “Ana, ben göreceğim bu işi, sözüm söz, Kötü bir babaya acımam, babamız da olsa, Kötülükleri ilk tasarlayan odur madem.” dedi . Sonra akşam olunca Uranos uykuya dalınca(gökyüzü nasıl uyur ki acaba?) acımasız-ki babası gibiydi- Kronos tırpanla hiç acımadan onun erkeklik organını kesip sol eliyle Drepanon Burnu’nda denize attı (sol elin kullanılmasının o gün bugündür kötü şans getireceğine inanılır). Babasına tırpanı ilk attığında yere damlayan kanlardan Alekto, Megaira ve Tisiphone adında üç Eriny dünyaya geldi. Bunların tek görevi yalan yere yemin edenlerle anne ve baba katillerini takip ederek cezalandırmaktı. Damlayan kanlardan bunlardan başka Meliai denilen dişbudak ağacı Nymphaları da doğdu. Ve Afrodit ki ilk olimposlumuz ak çeliğin kestiği hayalar düşünce dalgalı denize fışkırıverdi.
“Doğup da yürüyünce tanrılara doğru
Eros’la Himeros takıldılar hemen peşine,
İlk günden bu oldu onun tanrılık payı
İnsanlar arasında da, ölümsüzler arasında da;
Ona düştü kız cilveleri, gülüşmeleri, oynaşmaları,
Sevmenin, sevişmenin tadı, büyüsü.”

Hesiodos-Theogonia

İlk tanrılar gördüğünüz gibi giderken sessiz sedasız gitmiyor neresini kesseniz bir tanrı daha fışkırıveriyor ama Uranos giderken sadece tanrıları da bırakmadı ardında. Önce titan diyerek lanetledi evlatlarını sonra kehanette bulundu ki bu isim vermesinden de korkunçtu “Sonun aynı benim gibi olacak!” dedi Kronos’a “Seni de bir oğlun devirecek..” Uranos’un öldüğünü düşünüyorsanız yanılmaktasınız söyleyeyim, hemen üstümüzde o ve her zaman da orada kalacak. ama ne eski bilinci var ne de bir bütün artık… Paramparça oldu gökler zamanın efendisiyle(kronos), siz yine de küfretmeyin Uranos’a aman diyim çarpılırsınız.

Kaynakça

Robert Graves- Yunan Mitleri Tanrılar, Kahramanlar, Söylenceler

E. M. Berens- Antik Yunan Efsaneleri ve Roma Mitleri

Hesidos- Theogonia