ÖNGÖRÜ(SÜZLÜK)

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi

Günün yoğunluğundan kurtulduğum sakin bir vakitte evimdeydim. Televizyonda kanalları gezerken bir tartışma programına denk geldim. Aklıma bıçak gibi saplanan bir cümleyle  karşılaştım.“Efendim saray harcamaları almış başını giderken bir de içkili fasıllı gecelerle bu zor günleri atlatmak güzel oluyordur.” dedi bir bir konuşmacı.

Ne olduğunu tam algılayabilmek için televizyonun sesini açıp konuşmacıyı dinlemeye koyuldum. Her zamanki gibi birbirinin ufacık eleştirisine dahi tahammül edemeyen bu muhterem konuklar ağız dalaşına girdi ve stüdyoda tansiyon bir anda tavan yaptı. Hem sıcak atmosferi yatıştırmak hem de planlanan molayı uygulamak için moderatör programa ara verdi. Arayı fırsat bilip telefonumu elime aldım. Neyin ne olduğunu öğrenmem fazla vaktimi almadı.

Sosyal Medyada  “KÜLLİYEDE RAKI” başlığı altında çokça etkileşime sebep olan bir konu başlığı vardı. Muhtemelen tartışmaların sebebi de bu başlık altındaydı. Hızlıca her zaman yaptığım gibi yazılanlara göz gezdirdim. Bir video geziyor tüm paylaşımlarda, videodan kırpılmış bilmem kaç piksel bir kare, olmazsa olmazımız yargıçlarımızın (!) hükümleri. Videodan ilk başta bir halt anlamadım açıkçası. Bardak diyorlar, içerisindeki rakı diyorlar, ayran diyorlar ama ben tüm bu söylenenleri göremedim başta. Sonradan videoyu ağır çekimde kaydedip izledim. Gördüğüm sadece bardaktı.- on defa izledikten sonra bardak olduğuna kanaat getirdim. On defa izlememin sebebi de şu: Öyle bir görüntü kalitesi var ki video kaydının kartalı kör edecek cinsten.- Videoda geçen hadise bir kişinin – muhtemelen konuk devletin bir bürokratı- bardaktan bir içecek içmesiymiş.

Ülkede ne gözü sağlam insan varmış bardağı görmüşler de rakıyı, ayranı görüyorlar dedim kendi kendime. İstemsizce kahkaha atarken buldum kendimi. Sanırım ödev ve projelerden dolayı gözlerim epey yorulmuş, “Peki bu gözler neden onca hatayı görmüyor.?” da dedim kendime. Bu son söylediğimin cevabı yoktu kendimde. Artık o kadar canım sıkılmış olacak ki bu boş kavgalara kendimle dahi dalga geçer hale gelmiştim. Gülerim ağlanacak halimize, bu son cümlem de bunun ispatıydı resmen. Tövbeler olsun! İki tane güruhla karşılaştım okuduğum yorumlarda. Bir taraf akılı, bilimi , çağdaşlığı(!) temsil ediyor diğer güruhsa dini, ahlakı, hakkı söylemeyi(!)- hak dedikleri baskı ile düşüncelerini dayatmak  bu arada – temsil ediyor. Bu iki kümede de elinde olan bilgiyi sorgulamak diye bir kavramla karşılaşmamış insanlar kümelenmiş. Haliyle  bir taraf kendine göre haklıyken  diğer taraf da kendine göre haklı ama kimse objektif düşünmüyor.  Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Kuru gürültüden başka getirisi olmayan bir olay daha yaşanıyor güzel ülkemde, sanki bu kadar patırtı yetmezmiş gibi.

Kartal gözlü yargıçlarımızdan (!) kendimi soyutlayıp tarihle günümüz arasında bir  bağ kurmaya başladım istemsizce. Rakıdan çok Külliye benim dikkatimi çekiyordu. “Dolmabahçe’ye ne kadar da benziyordu maksadı.” dedim kendime. Yapılış amacı tartışmalar sırasında izah edildiği gibi ” Biz güçlüyüz, saray yapıyoruz.” demekti. Elbette bu minarenin kılıfı için “Bina yetersizliğinden dolayı ek bina yapılmıştır.” denildi. Bu ilk değil aslında. “Tarih tekerrür eder.” sözünün bir ispatıydı ama nedense kimse görmüyordu veya görmek istemiyordu. – umarım öyle değildir.- Tarihte bunu yapan I. Abdülmecid. Dolmabahçe Sarayını ülkenin yüzlerce derdi arasında sırf Düvel-i Muazzamaya- Dönemin  büyük devletleri (İngiltere,Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusya gibi) demektir.- karşı “Hasta adam dediğiniz devlet saray yapıyor!” demek uğruna yaptırmıştı. O saray hastalığın bir sonraki evresiydi oysa… Kimsecikler teşhis koyamadı. Dönemin idarecisi dahi. Ne acı değil mi? Bir devletin  hele ki Osmanlı Devleti gibi bir devletin böyle gülünç bir şekilde kendisini yüceltirken alçaltması.. “Osmanlının Gün Batımı” diyorum ben Dolmabahçe Sarayı için, ebediyete batıp giden bir devletin son çırpınışları..

Nereden gelmişti bu devlet bu hale? Hemen hafızaları tazeleyelim. Aynı devletin 10. Sultanı 89.İslam Halifesi  Doğuda “KANUNİ” Batıda “MUHTEŞEM” adı ile anılan I.Süleyman, 26 Ağustos 1526’da Avrupa’nın göbeğinde Mohaç Meydan Savaşını kazandı. Bu savaş ile Avrupa’nın kapıları Osmanlı Devletine 19.yy’ a kadar aralandı. Dönemin en kuvvetli sayılabilecek ordusunu askeri dehâsı ve askerinin gücüyle  iki saat gibi bir sürede alaşağı etti.- dünyanın bilinen en kısa süren meydan muharebesidir.- Karşısında kimse duramamıştı. Böyle bir zafer kazandığınızda siz olsanız ne yapardınız? Büyük şenlikler tertip edip şarkılar türküler eşliğinde kırk gün kırk gece eğlenir miydiniz? Veya koskocaman bir heykelinizi yaptırıp onu Mohaç’ın tam ortasına mı dikerdiniz? Bu ve benzeri gibi cümlelerin tesiri altındaysanız üzgünüm ama yanılıyorsunuz tıpkı Osmanlı Devletinin 31. Padişahı I.Abdülmecid gibi. Kanuni bunların hiçbirini yapmayacak kendisini kazandığı bu mutlak zaferden sonra  öyle bir kibirle dolmuş hissedecektir ki askerlerine  otağının yanı başında bir mezar kazılmasını isteyecek emrindeki askerlere  geceyi orada geçireceğini bildirecek. İnandığı gibi yaşayan bir hükümdara da ancak bu  yakışırdı. Kendisi pirlik demindeyken  devletinin gücünü  ispat etmek isteyecek, bunu da saray yaptırarak, ulaklarla nâmını yayarak değil fütuhatla başlayan saltanatını yine fütuhatla son bulduracak ve Gut(Damla) Hastalığı olmasına rağmen Avusturya’ya Avrupa’nın kalbine sefer düzenleyecekti. Öleceğini bile bile çıkmıştı bu sefere. Yani öyle anlık bir krizle falan vefat etmemişti. Elleri, ayakları yara bere içerisinde, ıstırap verici ağrılarla aylarca süren ve attığı her adımda ölüme meydan okurcasına ölmediğini ispat edercesine bir sonla terk-i diyar etmeyi seçmiştir. Aynı devletin bir başka  yöneticisi I. Abdülmecid 1856’da Beşiktaş Saray-ı Hümayûnu’nun yerine Dolmabahçe Sarayı’nı yaptıracak. Bunu da devletin gücünü (!) göstereceğini düşünerek yapacak. Ölmedim diye sefere çıkan düşmanın üstüne yürüyen Kanunili bir devletten, yıkılmadım demek için Saray yaptıran Abdülmecidli bir diğer  devlete. Size bir şey anımsatıyor mu şimdi “DOLMABAHÇE SARAYI” ?

               

Üzülüyorum Külliye yerine Rakı konuşuluyor, Dolmabahçe’nin fısıldadığı Beştepe’den duyuluyor. Duymuyor musunuz? Hep beraber kulak kesilelim bu söze:

Devlet gücünü yapılarıyla değil fikir üreten insanıyla yöneticilerinin kabiliyetiyle, sağladığı huzur ve güven ortamıyla gösterir. Eğer bir devlet gücünü yapılarıyla, inşa ettiği yollarıyla, binalarıyla, saraylarıyla ifade edecek kadar yaklaşmışsa sona , kaçınılmaza bir adım kalmış demektir. Bir ülkeyi insan vücudu gibi ele alacak olursak eğer; bu ülkenin toplumu vücudun dolaşımını sağlayan damarlardır. Damarlarındaki idrak tıkanıklığı sebebiyle kangren olmak üzere olan ülkenin acilen bir anjiyoya ihtiyacı var. Dolmabahçe Sarayı  bize şunu anımsatmalı:

“Nefsini mezara gömemeyen yöneticilerin yüzünden gözünden dahi sakındıkları devleti ebediyete, tarihin tozlu raflarına gömdüğü ebediyete batıp giden bir gün batımıdır .”

Sözüm bir şeyler başarmak için çabalayan, fikir üreten, devletini düşünen  insanlara:

Eğer başaramazsanız aynı vâveyla bu sefer Ankara’dan sağır edecek devletimizi. Bir sözüm de Atatürkçü arkadaşlara. Fikirleriyle dünyanın dikkatini çeken kaç lider vardır ki kendi ülkesinde  heykeli fikrinden önce zikredilsin? Dünyanın her yerini Atatürk büstleriyle doldurun, her yerde avazınız çıktığı kadar Andımız’ı okuyun, Atatürk’e şiirler okuyun hiçbirisi onun fikirleriyle yeşerteceğiniz bir ilham kadar güzel ifade etmiş olmayacaktır ona olan sevginizi ve saygınızı. Benden size naçizâne bir tavsiye: “Taşlar yontulur heykeller çürür ama fikirler ölmez.” “Atatürk ölmedi!” diyorsanız eğer bunu fikirlerinizle gösterin heykellerle değil. Son olarak boş kavgalar içerisindeki abiler, ablalar, gençler, yaşlılar, yöneticiler, yönetilenler romalılar, ey Cemaat-i Müslimin:

“Kendinizin kurtarıcısı olmazsanız, hayatınızı nefsinizin istek fısıltılarıyla geçirirseniz, yaşarken ölmezseniz- nefsinizi gömerseniz Kanuni gibi yaşarken ölürsünüz.-, sağır yöneticilerin 600 yıllık devleti Dolmabahçe’ye gömdüğü gibi, ülkemizi Beştepe Külliyesi’nin bahçesine gömersiniz. Yapılanlar yine aynı sonu haykırıyor. İnanın bana aranızdaki boş kavgalarınızdan dolayı çıkardığınız gürültü yıkılışın yanında devede kulak kalacak. Son durak Karacaahmet olsa yine iyi, kendinizde olmazsanız olacağımız tek yer tarihin tozlu rafları.”