Reklamcılık ve Duygu Sömürüsü

Televizyon izlerken reklamlar çıkınca çoğu zaman kanalı değiştirmek ya da sesi tamamen kısmak yerine reklamların bir kısmını izleyenlerdenim. Bir kısmını diyorum çünkü reklamların ne kadar uzun sürdüğünü ve bir yerden sonra başa sardıklarını birçoğumuz fark etmişizdir. Özellikle yaratıcı nitelikte olanlarını izlemekten gerçekten keyif alıyorum fakat son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey oldu bu konuda. Duygu sömürüsü üzerine kurulu olan o kadar çok reklam var ki… Tahmin edileceği üzere ağırlıklı olarak yerli yapımlar bu işin içinde yer alıyor. Ben ise, bu durumu oldukça rahatsız edici buluyorum.

Nedenlerine gelecek olursam, ilk olarak şunu söyleyebilirim ki özellikle aile bağları üzerinden duygu sömürüsü yapan birçok reklam var. Bu da bana empatiden uzak geliyor. Örneğin anlamsız bulduğum ve herkese ilan ederek kutlanmasından hiç hoşlanmadığım anneler günü, babalar günü gibi “özel” günlerle ilgili reklamların bu kadar süslü, bu kadar gösterişli bir şekilde kurgulanmasına gerek var mı sahiden?

https://www.youtube.com/watch?v=Fi4n1elVgT4

 

https://www.youtube.com/watch?v=uwtk3ycz6ac

Duygu sömürüsü üzerinden varlığını koruyan reklamlar sadece özel günler üzerine kurulu da değil. Son zamanlarda üst üste gelen deprem, salgın, vs. gibi konuları merkezine alan reklamlarda da mutlaka bu yola başvuruluyor. En çok bu zamanlarda ortaya çıkan “birlik ve beraberlik” duygusu neredeyse baskı yaparcasına aşılanıyor reklamlar üzerinden.

https://www.youtube.com/watch?v=G_-Z4XWZQeQ

Bu olaya sektör çalışanları açısından baktığımda ise ister istemez onlara da hak veriyor gibi oluyorum. Çünkü basit düşündüğümüzde tüm şirketlerin asıl amacı neyse, reklamcılık sektöründeki asıl amaç da o; maddi kazanç sağlamak. Hitap ettiği kesim değerlendirildiğinde ise karşımıza çoğunluğu aile kurumunu “kutsal” olarak gören ve Türk aile yapısının her değerden üstün olduğunu savunan bir topluluk çıkıyor. Durum böyle olunca ortaya anne, baba, çocuklar ve diğer aile büyükleri üzerinden duygu yoğunluklu ve de oldukça abartılı işlerin çıkması kaçınılmaz oluyor.

Bahsi geçen özel gün temalı reklamlar sadece Türk toplumuna ait değil tabi ki. Konu olan bu günler dünyanın birçok ülkesinde kutlandığı için aynı temada reklamlar üretiliyor fakat karşılaştırma yaptığımızda neredeyse hiçbiri bizdeki gibi “duygu sömürüsü” üzerine kurulu değil ya da öyle olanlar en az 3-5 yıl öncesine ait. Bu alanda artık çok daha sade yapımlar tercih ediliyor.

Birçoğumuz farkındayız ki dijitalleşmenin etkileriyle bireysellik de gün geçtikçe artıyor ve önemli sandığımız birçok değer önemini yitiriyor. En çok da bu yüzden reklamlardaki senaryoların değişime ayak uydurmasını beklediğimi söyleyebilirim. Köklü bir değişime gidelim, keskin bir dönüş yapalım demiyorum. Öylesi zaten mümkün değil sanırım ama abartıdan biraz olsun kaçınmak çok da zor olmamalı diye düşünüyorum.