Salih Bozok: En Yüce Atatürk Sevdalısı

ATATÜRK’ÜN SADIK DOSTU: SALİH BOZOK

Mahallede beraber geçen çocukluk yıllarından beraber verilen medeniyet mücadelesine uzanan bir dostluk… Aslında bir dostluktan öteydi bu, birbirlerine son nefese kadar sürecek bir yoldaşlık bahşetmişlerdi. Hiçbir zaman yolları ayrılmamış, her savaşa aslında beraber girmişlerdi. Gerek silahlı gerek silahsız savaşları beraber atlatmışlardı canla kanla verdikleri mücadelelerle. İşte böyleydi Salih Bozok ve Mustafa Kemal Atatürk’ün dostluğu, hayatları yine birbirlerine emanetti. (Öyle ki Atatürk, Selanik’ten uzaklaşmak zorunda kaldığında Zübeyde Annemizi Salih Bozok’a emanet etmiş, bunu yaparken de gözü arkasında kalmamıştı.)

Mustafa Kemal daha Atatürk olmadan önce, demokrasi ve muasır medeniyet hayallerini ilk Bozok’a anlatmıştı. Bu mücadelede de hiç şüphesiz en çok güvendiği isim de yine Salih Bozok olmuştu. Selanik yıllarından başlayarak ölene kadar birbirlerini takip etmişlerdi, birbirlerine benzersiz bir sevgi ve saygıyla bağlılardı. Ancak bir gün bu dostluk bir kasım gününde, saat dokuzu beş geçe sekteye uğrayacaktı. O öylesine güçlü bir dakikaydı ki, Ata’nın aldığı nefesle nefes alan Salih Bozok için de aslında ölüm anlamına gelmekteydi. Cumhuriyet tarihinin en hüzünlü yılı olan 1938’de Salih Bozok, oğlu Muzaffer’i karşısına oturttuğunda ağzından şu cümleler dökülmüştü:

“Seninle açık konuşacağım, hakikatleri bilmelisin. Atatürk çok hasta. Son günlerini yaşıyor, onu ancak bir mucize kurtarır. Sağlığı için hep dua ediyoruz ama şayet ona bir şey olursa ben de yaşamamaya kararlıyım. Benim için ondan sonra hayat düşünülemez artık…”

Saat dokuzu beş geçe kara haber geldiğinde Salih Bozok için artık yaşamak için bir sebep kalmamıştı. Ömürlük dostu artık bu dünyadaki görevini tamamlamış ve sonsuzluğa doğru yol almıştı. Elini öptü Ata’nın, Dolmabahçe merdivenlerinde sesler duyuldu. Salih Bozok hışımla merdivenlerden aşağı koşuyordu. Alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapattı. Az sonra tek el silah sesi duyuldu. Sesi duyup odaya koşanlar, onu kanlar içinde buldular; tabancasından kalbine sıktığı bir kurşunla devrilmişti.

Salih Bozok, özellikle kalbini hedef almıştı. Çünkü hiçbir şekilde ölmeme ihtimalinin bulunmasını istemiyordu, öyle ki doktorlara danışmış ve doktorun verdiği bilgiler doğrultusunda kalbinin olduğu kısmı tendürdiyot ile işaretlemişti. // Ancak Salih Bozok, bu intihar girişiminden sonra ölmemiştir. İsmet Paşa, onu ‘sen Atatürk’ün yadigarısın’ diyerek yanına almış ve yanında görev vermiştir, 1941 yılına kadar da Bilecik milletvekilliği görevini yürütmüştür. Yine aynı yıl “60 yaşındayım… Dünyadan ne umuyorsam ne bekliyorsam bunların hepsini -katmer katmer fazlasıyla- elde ettim. Mustafa Kemal Paşa sayesinde yaşadım ve her şeye kavuştum. Şimdi samimiyetle söyleyeyim ki Mustafa Kemal’in olmadığı bir dünyada yaşamaktan hiç mi hiç zevk almıyorum. Koca bir kırk yılı birlikte geçirmiştik Mustafa Kemal Paşa ile. O buyurdu, ben yaptım. Gölgesi gibi yanı başındaydım hep. Kırk yıl bu, dile kolay… Azarladığı da oldu, koltukladığı da. Ama -Allah şahit- hiçbir gün kalbimi kırmadı. Gizlisi saklısı bendedir; bütün sırları, mektupları, gizlenmiş öfkeleri, yaşanmış sevinçleri bendedir. O da bana inanıyordu; ‘Al Salih, bunu da koy bir kenara, gün gelir lâzım olur…’ diye verirdi bu mektupları bana. Ben de onları ta Selanik günlerinden bugüne kadar üzerlerine titreyerek sakladım. Bana ‘ölenle ölünmez’ diyorlar. Ben ölenle ölmüyorum ki… Yaşayamadığım için ölüyorum! Siz, oksijensiz bir dünyada yaşayabilir misiniz? İşte Mustafa Kemal Paşa benim hayatım için bir oksijendi. Bugüne kadar geçen hayatımı nasıl Mustafa Kemal Paşa’ya adamışsam, bundan böyle geçecek hayatımı da Mustafa Kemal Paşa’nın buyruğunda geçirmeliyim.” 1941 yılının 25 Nisan’ında Salih Bozok’un kalbi belki de Gazi Paşa’nın yokluğuna daha fazla dayanamamış ve bir nisan günü durmuştu. Ertesi gün Yeni Sabah gazetesi yazarı Aka Gündüz onun için kaleme aldığı yazısını şöyle bitiriyordu:

“Salih Bozok, Atatürk’e kavuştu.”