Seacole In / Nightingale Out

Modern hemşireliğin kurucusu sayılan, adına övgüler dizilen, heykelleri yapılan; özellikle Türkiye’de kurumlara adı verilen Florence Nightingale’le ilgili bir belgeselle karşılaştım.

Ailesi İngiliz kökenli olmasına rağmen 12 Mayıs 1820’de İtalya’da doğan Florence, zengin bir ailenin kızı olmanın tüm şımarıklığını üzerinde taşıyarak büyüdü. İyi bir eğitim aldı, sonradan öğrendiği anadili İngilizceyle beraber 5 dil bildiğini her ortamda bağıra bağıra söyledi.

Henüz 17 yaşındayken kendisine vahiy geldiğini iddia etmiş, Tanrı’nın onu hizmete çağırdığını, defalarca gördüğü rüyaları kaynak göstererek ailesini ikna etmeye çalışmıştı. Yüksek zümrede doğan bir kadının daha asil işlerle meşgul olması beklenirken o, alt tabaka işi olan hemşirelik için savaşmış ve nihayet Almanya’da 2 ay aldığı eğitim sonrası hemşire olarak ilk adımını atmıştı.

The Times gazetesinde yapılan savaş haberlerini bir çağrı olarak gören Nightingale, Tanrı’ya hizmet etmek için İngiliz hastanelerinde yatan savaş gazilerine kendini adayacağını söyleyerek ailesinin yanından ayrılmış, kader onu ta İstanbul’a, Üsküdar’a, Selimiye Kışlası olarak bildiğimiz hastaneye kadar getirmiştir.

Florence Nightingale

İstanbul’a gelirken yanında hemşire getirmek yerine 24 rahibe getirmeyi tercih eder. Çünkü kimseye söylemediği fikirleri vardır. İngiliz hastanelerinde bakımın ve tedavi şartlarının yetersiz olduğunu iddia ederek, bilimsel bir geçmişi olmamasına rağmen tedavide yedi metotlar kullanmaya girişir.

Osmanlı Devleti, lütfedip ta Avrupalardan buraya kadar gelen Florence Nightingale’e elde olan tüm imkanları sunacak, bu girişimler sayesinde de hastane şartlarında ciddi düzelmeler görülecekti. Onun attığı bu adımlar, hem toplumda hem de siyasi arenada elini kuvvetlendirecek, böylelikle tedavide yeni metotları devlet desteğiyle kullanmaya başlayacaktı.

Öyle ki geceleri Selimiye Kışlası’nda koridorlarda elinde lambayla dolaştığı için ona “Lambalı Kadın” denmeye bile başlanacak, efsanesi gün be gün kıtaları aşacaktı.

Ne var ki onun hayatı, kafasının içinde büyüttüğü vahiy misyonu, verdiği kararlar, kısır çekişmeler ardı ardına hatalı adımlar atmasına yol açacak; sadece adı efsane olarak kayıtlara geçerken gerçek kişiliği Lambalı Kadın’dan “Ölüm Meleği”ne doğru kayacaktı.

Jameikalı bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Mary Seacole, tıpkı Nightingale gibi kendini savaş gazilerine ve hastanelere adamış siyah derili bir kadındı. 1850’de Jameika’da ortaya çıkan kolera salgınında şifalı otlar kullanarak binlerce kişiyi iyileştirmesi ününün yayılmasını sağlamıştı. Kırım Savaşı’nın patlak vermesi üzerine o da savaş alanına koşmayı tercih etti. Florence Nightingale’in ekibine katılıp beraberce gönüllü olarak çalışmayı istedi. Bu nedenle ta Üsküdar’a kadar geldi ancak Nightingale onun siyah gölgesini etrafında istemediği için olsa gerek onu kesin bir dille reddetti. Seacole, gönüllü olarak hizmet etmeye yemin etmişti. Kendi imkânlarıyla Kırım’a kadar gitti ve gerçekten de savaş alanında pek çok askerin tedavisini başarıyla gerçekleştirdi.

Florence Nightingale, savaş meydanından yüzlerce kilometre uzakta korunaklı bir mecrada deneysel tedaviler yaparak insanların ölümüne sebep olurken Seacole başarılarıyla adını duyurmaya devam ediyordu. Nightingale buna katlanamadığı için kalkıp Kırım’a gitti ama izin belgesi ona orada söz hakkı tanımıyordu. “Lambalı Kadın”ın o mecrada sözü geçmiyordu. Fakat siyasi bağlantılarını kullanıp orada bulunan başrahibe ve başhekimi görevden aldırmayı bildi. Seacole’den intikamını böyle alıyordu. Kalkıp İstanbul’a geri geldi.

Yıllarca tüm Avrupa medeniyeti Seacole’ün adını bile anmazken Nightingale ailesinin nüfuzunu ve siyasi bağlantılarını yerinde kullanarak efsaneleşti ve modern hemşireliğin kurucusu kabul edildi. Fakat 1998’de The Independent gazetesi İngiliz belgelerini referans göstererek bir makele serisi yayımladığında işlerin hiç de öyle olmadığı ortaya çıkıverdi.

İddiaya göre Florence, tifo, dizanteri gibi ölümcül olmayan hastalıklara bilimsel olmayan yöntemlerle tedavi uygulamaya çalışmış; hemşireliğin fiziksel şartlarını modernize ederken tedavinin ilkel deneysel yollarını kullanmış ve 15 bin İngiliz askerini göz göre göre ölüme yollamıştı.

İstanbul Robert Kolejin kurucularından olan Amerikalı misyoner rahip Cyrus Hemlin, Selimiye’deki hastanenin Nightingale döneminde içler acısı durumunu bizzat şahit olarak anlatmış, her gün hastanelerde yüze yakın askerin yanlış tedavi nedeniyle öldüğünü ihbar etmişti.

Modern dünya Mary Seacole gibi gerçek iyilik meleklerini unuturken Florence Nightingale gibi kibirli ve beceriden yoksun insanları yüceltmeye devam ediyordu. Avrupa ve Amerika’da Nightingale’in adı sokaklardan, hastanelerden silinirken biz hâlâ onu modern hemşireciliğin kurucusu olarak anmaya devam ediyoruz.

Üstelik bu kadın tıp alanında uzmanlaşmış kişilerin tedavi yöntemlerine karşı çıkıyor, Bulaşıcı Hastalıklar Kanunu’nu reddediyordu. Feministlerin çok sevdiği, kadın haklarından bahsedilirken adı anılan Nightingale’in hiç de zannettiğimiz kişi olmadığını bugün Batılı kaynaklar açıkça kabul ediyor. Bilmem siz ne dersiniz?

Kaynak: Vikipedi
“Florence of Arabia”
Seasons Autumn-Winter
Medimagazin
Youtube – The History Room: Florence Nightingale