SOĞUK ÖLÜM

Dün Kadıköy’de sokakta donarak ölen bir vatandaşımızın cansız bedenine ulaşıldı. Ölümünün, nefes alış verişini sonlandırdıktan kaç saat sonra fark edildiğini bilemiyorum. Hareketsiz şekilde yattığı nihayet birinin dikkatini çekmiş ve polis ekiplerine haber verilmiş. Sonrası üzerine örtülen bir beyaz örtü ve yok oluş… Evet bu kadar. Bu kadar ucuz ve basit işte insan hayatı günümüzde!

Kimileri Sami BABACAN’ın iç mimar olduğunu, böylesine de bir cevherin sokakta donarak ölüşünün insanlık adına utanç olduğunu dile getirmiş. Ne yani, iç mimar değil de ilkokul mezunu olmuş olsaydı çok da sorun değil miydi acaba? Eğitim seviyesine göre mi değer biçiyoruz insanlara? Bu soğukta sokakta kalmışları sadece “Canlı” olarak değerlendiremez miyiz? Yüzlerce kedi, tüyleri buz tutarak sokak köşelerinde sessizce ölüp gitmiyor mu uzun kış gecelerinde? Tabi bir de görmediklerimiz var… Sorulacak o kadar soru var ki ! Ve tabi bir o kadar da verilecek cevap. Bir gün bile gündemde kalmadı Sami BABACAN. Haberi görenlerimizden bir kısmımız hiç konuşmadık. Koca bir sessizlik. Bir kısmımız “Vah , tüh, lanet olsun bu sisteme , yardım edilmeliydi” diye nidalar attık. Bu nidalara hiçbir kurum ve kuruluştan cevap da gelmedi henüz. Ertesi gün ise sokakta gördüğümüz yardıma ihtiyacı olan birçok canlıyı  yine görmezden gelerek yanlarından geçtik gittik birçoğumuz… Ve hepimiz günlük hayatımıza TV’deki saçma sapan gündüz kuşağına, telefon oyunlarımıza, tik tok, Instagram mecralarımıza geri döndük. Çok değil yarından tezi yok hiç kimse Sami BABACAN’ın ismini hatırlamayacak bile. Maalesef… Usulca süzüldü gitti hayatın koridorlarından… Gündem, yerini Ceyda DÜVENCİ’nin kızının regl olduğunu paylaşmasının ne kadar doğru olup olmadığıyla çalkalanıyor bile. Kadınların yakılarak öldürülmesine, çocukların tecavüze uğramasına ses çıkarmayanlar ve gariptir ki erkek çocuklarının sünnetini davullu zurnalı ilan edenler kadınların bu biyolojik döngüsünün dile getirilmesine takılmış! Twitter’da bir kullanıcı arkadaşımız “Regl kanından değil katledilen kadınların kanından utanın!” demiş. Ne de güzel demiş. Neyse…

Bizi bu kadar birbirimize yabancılaştıran , kendimizden, yaşamdan uzaklaştırıp , bunca ölüme, şiddete, tecavüze duyarsızlaştıran ne? Ne zaman bu toplumun puzzle misali birer parçası olduğumuzu  ve bizler kendimizi, çocuklarımızı, çevremizi iyileştirirsek toplumun da iyileşeceğini anlayıp o güzel tabloyu ortaya çıkarabileceğiz? Ne zaman harekete geçeceğiz? Ne zaman kendimizle, insanlığımızla olan bu savaşı bitireceğiz? Ne zaman direnmeye başlayacağız hayatımızın orta yerinde arsızca oyalanan bu kaosa? Yıllardır beğenerek okuduğum bir şiirle noktalamak istiyorum yazımı… Umut dolu yarınlara…

“Saraylar saltanatlar çöker

Kan susar bir gün

Zulüm biter.

Menekşeler de açılır üstümüzde

Leylaklar da güler.

Bugünlerden geriye,

Bir yarına gidenler kalır,

Bir de yarınlar için direnenler…”    Adnan YÜCEL