Sonu Baştan Belli: Malcolm & Marie

2019 yılında izleyiciyle buluşan  HBO yapımı, gençlik draması türünde olan ama daha önce izlediğimiz gençlik dizilerindeki klişelerden uzak Euphoria sayesinde yıldızı parlayan Zendaya’ya birçoğumuz hayranızdır son zamanlarda. Önümüzdeki günlerde – umarım ki yakın bir tarihte –  bilim kurgu edebiyatının en zirve eserlerinden biri olan Dune serisinin ilk kitabının sinemaya uyarlanan versiyonunda da başrolde izleme şansı bulacağız kendisini. Bu sırada Euphoria’nın senarist ve yönetmeni Sam Levinson, 2. Sezon müjdesini de vermiş bulundu fakat ikisi için de biraz daha beklememiz gerekecek. Neyse ki Levinson bu süreçte izleyiciye sürpriz niteliğinde bir filmle çıkageldi. Sürpriz dediysem, bu yapımın geleceğini önceden de biliyorduk fakat Netflix’te yayınlanması, biraz da bağımsız bir havada olması sürprizdi diyebilirim.

Malcolm & Marie ismindeki bu yapımda genç yıldız Zendaya’ya, yine son zamanlarda gündem olan, yönetmen koltuğunda Christopher Nolan’ın oturduğu Tenet’in başrolünde gördüğümüz, daha önce de Spike Lee yapımı BlacKkKlansman’den aşina olduğumuz John David Washington eşlik ediyor. Kendisinin ünlü aktör Denzel Washington’ın oğlu olduğunu da söylemeden geçmek olmaz.

Yazımın bundan sonrasında filme dair ayrıntılar olduğu için henüz izlemeyenleri şimdiden uyarıp devam ediyorum.

Öncelikle filmin kast ekibinde yukarıda bahsettiğim iki isimden başka kimse yer almıyor. Siyah beyaz, biraz sanatsal biraz bunaltıcı bir atmosferde ünlü yönetmen Malcolm ve model sevgilisi Marie’nin Malcolm’un filminin galasından sonra eve gelmeleriyle başlıyoruz ikilinin yaşadıklarına tanıklık etmeye. Malcolm halinden memnun, gururlu ve oldukça neşeli bir ruh halindeyken Marie’nin sessiz ama adeta patlamaya hazır bir bomba gibi beklediğini fark ediyoruz. Çok geçmeden de Marie’nin hafif iğnelemeleriyle bir anda başlayıp ansızın biten tartışmaları, daha doğrusu kavgaları içinde buluyoruz kendimizi. Kavga etmedikleri kısa aralarda ise çiftin yakınlaşmalarına, sevgi gösterilerine şahit oluyoruz. Fakat yine de kavgaların, bağırışların ardı arkası kesilmiyor.

Bu noktada ben ve izleyen birçok kişinin aklına geçen sene izlediğimiz Marriage Story geliyor. Oradaki hikaye her ne kadar daha uzun ve daha birikimli olsa da şahit olduğumuz şeyler hemen hemen aynıydı. Bağıra bağıra kavga eden, birbirini sözlerle yaralamaya çalışan iki yetişkin insanın sonu tatlıya bağlanmayan, bağlansa da izleyiciye hiç de inandırıcı gelmeyen hikayelerini gördük iki yapımda da. Malcolm & Marie, senaryosunun daha bağımsız olmasından mı, siyah beyaz atmosferinden mi yoksa oyuncu seçiminden mi bilinmez ama izlemeden önce konusu bakımından Marriage Story’ye benzer ama daha kaliteli bir film olduğuna dair izlenim verdi. Ama izleyince iki yapımın da dönüp dolaşıp aynı yere çıktığını gördük.

Değinmek istediğim bir başka nokta ise filmdeki erkek karakterin haksız olduğunu kabullenmesi gereken bazı sahnelerde bu olgunluğu göstermek yerine kadın karakteri “Sen zaten madde bağımlısıydın, psikolojik sorunların vardı, o zamanlar yanında sadece ben vardım” şeklinde zaten üzgün olan tarafı daha üzmeye çalışması ve Marie kırıldığı davranışı anlatmaya çalıştığı her seferde “Buna mı üzüldün cidden?” benzeri bir tepki vermesiydi. Bu tavırları görmekten hepimiz bıkmadık mı sahiden?

Lafı bu kadar uzatmışken, sizleri daha fazla yormadan sonuca gelmek istiyorum. Tamamen öznel değerlendirmelerden oluşan bu yazımın sonunda şunu belirtmeliyim ki hem Zendaya hem de John David Washington çok sevdiğim oyunculardan oldukları ve Sam Levinson’ın Euphoria’daki performansını oldukça kaliteli bulduğum için Malcolm & Marie’den beklentim oldukça yüksekti. Yayınlandığı ilk gün, fazla zaman kaybetmeden izledim fakat büyük bir hayal kırıklığına uğradığımı şüpheye düşmeden söyleyebilirim. Hatta filmin sonunu getirmekte bayağı bir zorlandığımı paylaşmaktan çekinmem sizlerle. Umarım Euphoria’nın yeni sezonu bu hayal kırıklığını unutturacak nitelikte olur diyerek de noktayı koymak isterim.