“Süper Ay” Bir ay ışığının hikayesi!

Bir selamın adımları geliyordu…

Sanki bu aralar, ayın ışıklı yolu,
Daha gündüzünden büyüyor, karanlığıma doğru,
Döngülü düşüncelerimde saklı doğuşu.

Göz çıkartıyordu ortasında, kafasının.
Ezele aşık bir toydu,
Kimsesizlikten hallice kalabalığın doğumu.

Vini vici hali, misal veriyor gibiyken,
Kalemsiz sözlerimde.
Gelişime açık bir bileşimdi,
Metaforik söylevlerinde.

Ay ışığını çekiyordu, kendine doğru,
İçimde büyüyen karanlığımın oğlu.

Akseden bir tözde, raks eden bir tozdu.
Tozları çeken bir örtü ve belkide,
O örtüyle üstü örtülmüş bir felsefe.
Evet felsefe ama, Felsefeden ziyade bir zelzele!

Ağlayan kedilerin ve hırlayan köpeklerin sokağında,
Görünmez vitrini gibi alımlı köşesinde,
Pastadan şekerlerin kıvamında bir hikaye.

Ayı ışığını dolduruyordu,
Soluyorken nefesinde mat bir siyahın soğuğunu,
Nemli tenlerin görünürdeki boğukluğunu.

Ciğerlere yapışan gecelerin eşliğinde,
Kızıl bir zamanın şu haykıran geniş göğsünde.

Ay ışığını çekiyordu kendine doğru,
İçimde büyüyen karanlığımın oğlu.

Kanla kutsanmış perdesi hazırken asılmaya,
Camsız evlerimin şeffaf duvarlarına,
Süt beyazlığında…

Ayine başladığında kendiyle barışık,
Ritüeline alışık olmadığı ibadetinde.
Son bir nefes alışverişini yapıyordu,
Ve hudutsuz göklerin konforuyla.

Aşkı kamçılıyordu, vücutsuz bir hurinin şehvetiyle,
Zifirilerin eski toprak anası ve yeni anaforuyla.

Tarihi geldiğinde ayın içiyordu ışığından,
Bütün inanmış aşıkların izni ile.
Buda izlenen bir süper ayın hikayesiydi neticesinde.

Ay ışığını çekiyordu kendine doğru,
İçimde büyüyen karanlığımın oğlu.