Türkiye’nin Eurovision Macerası

Türkiye, Eurovision Şarkı Yarışması’na ilk kez 1975’te Semiha Yankı’yla adım attı. “Seninle Bir Dakika” isimli şarkı her ne kadar Eurovision açısından başarı sayılmasa da Türkiye’de yediden yetmişe herkesin hafızasındaki yerini aldı.

1975’te yarışmadan umduğunu bulmayan Türkiye, 1978’de tekrar yarışmaya dâhil oldu. Bu sefer Nilüfer ve Grup Nazar “Sevince” şarkısıyla sıralamada üstlere oynamayı hedefledi lakin işler yolunda gitmiyordu. Yarışmayı 2 puan alarak 18. sırada tamamlayabildi.

Ajda Pekkanlar, MFÖ’ler, Seyyal Tanerler, Ayşegül Aldinçler, Kayahanlar… Türkiye ne yaparsa yapsın listede üst sıralarda kendine bir türlü yer bulamadı.

Dil konusunda kısıtlamaların kaldırılması ve televoting sistemine geçilmesi 1997’de bir nebze Eurovision’la olan bağımızı kuvvetlendirdi. 1997’de Şebnem Paker “Dinle” isimli parçasıyla 121 puan alarak 3. oldu. Şarkının 3. olmasıyla birlikte Türk insanı Eurovision’a bağlı ve bağımlı hâle gelmeye başladı desek, abartmış olmayız ama 2003’e kadar beklenen başarı bir türlü yakalanamadı.

2003 yılında Türkiye Eurovision Komitesi ve TRT farklı bir yol çizerek ilk defa sözlerinin tamamı İngilizce olan “Everyway That I Can” şarkısıyla yarışmaya katıldı. Sertap Erener gösterdiği performansı ve büyüleyici sahnesiyle 167 puan alarak tarihinde ilk kez Türkiye’yi birinciliğe taşıdı.

Hemen ertesi yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılan yarışmada Athena, “For Real” şarkısıyla Türkiye’nin Eurovision tarihinde en yüksek puanını aldı. 195 puan alan Athena, ancak dördüncülük elde edebildi.

2007’de Kenan Doğulu ülkemize bir dördüncülük daha kazandırdı. “Shake It Up Şekerim” 163 puanla kıl payı üçüncülüğü kaçırdı.

2009 yılı Hadise müthiş performansıyla Türkiye’ye yine dördüncülük getirdi. Hadise’nin aldığı 177 puan ve ülkemize getirdiği dördüncülükten çok giydiği elbise, sahnedeki performansı Türkiye’de gündeme oturdu. “Türkiye’yi dansöz kıyafetine benzeyen açık saçık bir elbiseyle göbek dansı yaparak lanse ettiği için ülkede kıyasıya eleştirildi. Resmen ülkede “Yılın hadisesi” olmuştu. Adının hakkını veren sanatçı, ülkede uzunca bir süre tartışmaların odağı hâline geldi.

2010 yılında Manga “We Could Be The Same” şarkısıyla her ne kadar 170 puanla ikinci olsa da Hadise’nin yarattığı etkiyi yaratamadı.

2012 Türkiye için Eurovision tarihinde bir sonu teşkil etti. Can Bonomo “Love Me Back” şarkısıyla 112 puan alıp 7. sırada kendine yer bulabildi. 2013 yılında oylamaların haksızlığı, komşu ülkelerin birbirlerine geçtiği 12 tam puanlık kıyaklar yüzünden sinirlenen Türkiye, yarışmayı siyasi amaç güttüğü iddiasıyla boykot etti ve bundan sonra yarışmaya katılmama kararı aldı.

2013’ten itibaren Türkiye yarışmaya katılmasa da ülkemizde çeşitli gruplar Eurovision Fun Clup’lar oluşturarak yarışmanın ruhunu yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyorlar.

Ülkeler ve hükümetler Eurovision’a siyasi rol biçmeye çalışsalar da yarışmanın fanları bu durumdan her zaman rahatsızlıklarını dile getirmekten çekinmedi. Sahneye çıkan şarkıcılar savaşları eleştirdi. Irkçılığa karşı çıktı. Toplumsal cinsiyet eşitliğini savundu ve her şeyden önemlisi farklılıkları ortadan kaldırıp “insan olma” ortak paydasında bir araya gelip eğlenmeyi bildi.

Eurovision oylama sistemi her ne kadar tam eşitlikçi olmasa da insanoğlu bir kez o ortamda olup, eğlencenin tanıdı sonuna kadar yaşamayı hak ediyor. Umarım bu siyasi çekişmeler bir kenara bırakılıp Eurovision’a sadece bir eğlence olarak yaklaşmayı tüm ülkeler öğrenir. Zira siyasetin dokunduğu her yerde ayrılık çanları, kavgalar, savaşlar boy veriyor.

Belki 2021 hepimiz için bir değişimi getirir, kim bilir?