YANKISI VAR

Gün geceyi buldu yine…

Yağmur yağıyor, pencerenin kirini yıkıyor yağmur damlaları bir bir. Şimdi sokak lambasını daha iyi görüyorum. Yerdeki su birikintilerinden bakıyorum artık sadece gökyüzüne.  Süzülen damlaların hikayelerini senden değil, penceredeki süzülüşlerinden öğreniyorum. “Her birinin ayrı bir hikayesi var ama hepsinin sonu aynı.” demiştin ya o günü anımsıyorum. Bankta oturup ağır ağır yağan yağmurda, ıslanmamak için kaçışan insanlara gülüyorduk. Hiç yağmura çıkmıyorum sen gittiğinden beri. İnsan yalnızken yağmurdan bile kaçıyormuş, içten içe yalnız olmayanların bana gülmesinden de korkuyorum. Daldığım düşüncelerden beni kurtaran, cama hep aynı ritimle vuran, söğüt ağacına ilişti sonra gözlerim. Söğüt ağacının bir şiiri bile yok, bunca yıllık yaşamında ne hikayesini anlatan ne de bir şiir yazanı olmuş. Söğüt ağacının bir sağa bir sola savrulan dallarında kendimi gördüm bir anda. “Bir şiirim bile yok.” dedim son ses… Duymayalı ne çok olmuş kendi sesimi, ne çok yabancılaşmışım kendi sesime…

Ne yarına çıkarabileceğim bir hikayem var ne de ezbere bildiğim bir şiirim. Sağa sola savruluşumun, cama vurup duruşumun, kırılan dallarımın, sonra yine yeşeren dallarımın arasında yuva yapmış kuşların günün birinde uçuşunun hiçbir anlamı yokmuş yani.

Korkuyla gidip yatağıma uzandım. Perdenin aralığından gün ışığı odama sızana kadar da hiç kalkmadım. Karşımda her sabah gün ışığıyla ışık ışık olan fotoğrafın asılı duruyor yine. Toparlanıp usul usul yanına geldim. Yer yer tozlanmış çerçeveyi hiç aldırmadan çıkardım yerinden. Titrek ellerimle sildim, ışıldayan gözlerini görünce boğazıma düğümlediğim hıçkırıkları serbest bıraktım.

Sen de şimdi konuşsan keşke benimle, bir kuş havalansa göğsümden sonra bir tebessüm olup gelse konsa dudaklarıma.

Hiç cevap yok senden. Yine kendim sildim gözyaşlarımı, yorulunca ağlamaktan, soğuk duvara tutuna tutuna kalktım ayağa.

Çerçeveyi yerine astım. Odayı havalandırdım, yankısı çıksın diye evden sesinin. Günlerdir kapalı olan telefonumu açtım, annemi aradım. Duramıyorum burada anne, ölümün ardında bıraktığı sessizliğin bile bir yankısı var, duvarlara çarpa çarpa bölüyor ömrümü, dedim. Yoruldum uzaklardan eve dönmek istiyorum, dedim. Cevabını bile beklemeden önce telefonu sonra pencereyi kapadım.

Nasıl çıkarım diye düşündüğüm o evden işte böyle bir anda çıktım…