Yaşamı tüketen devrimizin hastalığı | Maddeperestlik nedir?

“Bir Hayalperestin kabusu; şimdilerde “Maddeperestlik”

Madde ve para insanın ruhunda gittikçe büyük bir boşluk oluşturuyor. Mana eksikliği büyük buhranlara, çöküntülere, savaşlara, cinsel sapıklıklara, hırsızlıklara, intiharlara, psikolojik yıkımlara, bozuk aile düzenlerine vb. birçok soruna zemin hazırlıyor.

Ve evet! Bu kadar sorunun nedeni ne yazık ki günümüz dünyasında batı eli ile ufkumuzu karartıp etrafımızı saran madde ve para bağımlılığıdır. Batı kültürünü benimseyip birçok bize ait karakteristik özelliği ve adetleri kaybederken çok daha önemli bir şeyi de kaybettik: manayı.

“Bu hayat çok manasız!” diye serzenişte bulunan günümüz insanları bilmiyorlar ki bu dünyayı anlamsız bulmaları, kendi iç dünyasındaki manayı kaybetmelerinden dolayıdır.
Oysa dünya manaya boyanmıştır fakat biz maddenin evindeki pencereden baktığımız için hayatı hep bomboş buluyoruz. Ve sırf bu boşluğu doldurmak için de benliğimizi sistematik olarak ilerleyen şu absürt döngülere kurban ediyoruz.

Batılıların maddecilik akımlarında para, birer “araçken”, sapkınlıklara uğrayarak, birer “amaç” olmaya başlamış (Maddeperestlik) ve bu tüm dünyaya böyle yayılmıştır.

İngiliz bir filozof olan Francis Bacon’ın da dediği gibi “Para iyi bir uşak kötü bir efendidir.”. Yani para araç iken maddeyi esir alabilerek, bize gayet iyi bir uşak olabilirdi. Fakat şimdi para amaç olduğu için maddenin bizi esir alması ile ne yazık ki kötü efendi konumuna çoktan gelmiştir.

Kaynaklarımız sınırsızken, sınırlıdır diye deklare ettikleri yanlış argüman ile sadece kaynakları değil, hayallerimizi de sınırlandırdılar. Ve böylece kağıttan imparatorluklarıyla, istedikleri senaryoyu yazma gücünü de kendilerinde bulundurmuşlardır.

Maddecilikte para önemli bir faktördür. Bu faktörde yıllardır dünya ekonomisinde “güçlü mazlumu ezer” mantığı ile büyük ülkelerin küçük ülkeleri, sömürme amacına gütmüştür.

Her ülke kendi toprak zenginliği için uğraşırken, küçük şımarık bir çocuk gibi oyunbozan rolünü oynayan ABD ise 2. Dünya Savaşı’ndan itibaren Dünya Merkez Bankası ile milleti dolarda birleştirip büyük ekonomik bir tezgah ile kendi enflasyon pazarını çoktan oluşturmuştur.

Milli olma esaslarından biri: Para!

Oysaki hepimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bir devletin bağımsız, milli olması için önce parasının bağımsız, milli olması lazım.” sözünü hatırlarız. Onun uygulamaya koyduğu Milli Para sisteminden eser kalmadığına tanık olan 3. Dünya insanları değil miyiz ?

En çokta söze “E yapacak bir şey yok, işte acı gerçekler” diyerek başlayanlara bakmalı. Materyalist bir hava sahasında sıkışarak kendi oksijen alanını kısıtlayan proletarya kesimine bir hayalperest genç olarak söylemek istiyorum.

Hepimiz kapitalizm denen, insanoğlunu bir kağıt parçasına muhtaç eyleyip, esir eden bu sömürü düzeninin yarışına alışmış, manipüle zihinleriz.

Asıl zenginlik “Maddeperestlik” değilse nedir?

Zenginlik diye çıkılan bu ihtiraslı yolda “sevgi, vefa, yardımseverlik, paylaşmak, bir ve beraber olmak” gibi asıl zenginliklerden yoksun kalıyoruz.

Alman filozof Arthur Schopenhauer “Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır.” diye boşuna dememiş. Gerçekten maddeperestlik bizi paraya muhtaç ettiğinden beri hayatımızda ondan başka bir şey neredeyse kalmamıştır.

Tarih serüveninde fark edilen bir tekerrür varsa o da ararken kaybedilen bütün egemenliklerin hep bu doğrultuda yok olduğudur.
Ama o kadar da umutsuz olmayalım değil mi?!

Çünkü gerçeğin bilincinde olan bir hayalperest genç olarak noktalayacak olursam;
Maddeye hem esir olmayan hem de malum kurgunun nüanslarını fark eden, nice taze prangasız bilinçlerin yetişeceğine inancım sonsuzdur!

Gelecekte hakimiyet kuracağımız ve duygularımızla adaletçi bir eşitliği gözeteceğimiz sosyal bir hegemonyanın ümidiyle!

O aydınlık yarınlara…